Asimov ve Nefrete Açılan Yol

Isaac Asimov“Aklın, Sokrates’ten bu yana yobazlığa ve hurafeye karşı açtığı savaş henüz kazanılmış değildir,” der Asimov. Çünkü o, her şeyi bilimsel bir bakış açısıyla görmeyi tercih eder ve bir kurgu-bilim yazarı olmasına rağmen kanıtlanmamış hiçbir şeye inanmayacağını söyler. Gerçek, deneysel olarak kanıtlanmış olmalıdır. Ya sosyal deneyler?

Öncelikle Isaac Asimov’un kim olduğunu hatırlayarak başlayalım. 1919 veya 1920 yılında Sovyet Rusya’da doğan yazar, üç yaşında ailesinin ABD’ye göç etmesi nedeniyle asla Rusça öğrenememiştir. ABD’de kimya ve biyokimya dallarında çalışmalar sürdürürken, şiirler ve bilim-kurgu öyküleri yazmaya başladı. 1992’de ölene kadar yetmişten fazla bilim-kurgu ve bu sayıdan daha fazla popüler bilim kitabı yazdı. 70’ler Amerika’sında homofobi ve savaş karşıtı biri olarak tanındı.

Bir bilim insanı olarak Asimov’un yazdığı kurgulardaki detaylı bilimsel teşhislerini yadsıyamayız, ama bu yazı, toplumsal okumalarından bahsedecek. O, “Değişim, kaçınılmaz ve devam eden değişim; toplumun en egemen faktörüdür,” dese de bazı benzerlikler kafanızı karıştırabilir.

Tabi Asimov’un yüz kadar eserinin tamamını deşmemiş biri olarak, buna kalkışmamı da hadsizliğime verin.

Robotlar ve insandan çektikleri

Asimov’un en önemli eserlerinin birçoğu, yapay zekâ ve onun ortaya çıkardığı sorunlar ve gerçeklikten bahseder. İnsan zekası, yapay zekayı keşfetmiştir, fakat her nasılsa tehlikeyi önceden keşfeden insan türü, roboetik kuralları da yapay zekaya yerleştirmeden hiçbir robotu üretememektedir. Bunlar üç robot kuralı olarak anılır: 1. Bir robot hiç bir şekilde insan bireye zarar veremez ya da pasif kalmak suretiyle zarar görmesine izin veremez. 2. Bir robot kendisine insanlar tarafından verilen komutlara 1. kuralla çelişmediği sürece itaat etmek zorundadır. 3. Bir robot 1. ve 2. kurallarla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.

Yani robotlar, insana karşı bu kadar zararsızdır. Peki, insan robotlara karşı bu kadar zararsız mıdır? Elbette cevap, hayır. Birçok insan, kendi yaptıkları makinelerden korkar, onlardan nefret eder, onların karşısında tabularına sığınır. Asimov, durumu Eliyah’ın Robot Sammy’ye olan hisleriyle şöyle özetler: “İnsanı rahatsız ediyor, müdür bey. Bana sizin beni çağırdığınızı söyledi, sonra da orada öylece dikilip durdu. Ne demek istediğimi bi­liyorsunuz. Sammy’e gitmesini söylemek zorun­da kalıyorsunuz. Yoksa orada öyle bekliyor.” Sammy’nin sadece kendi gibi olmaması ve ruhsuz görünmesi ondan rahatsız olmaya yetmiştir. Elijah Baley gibi kast sisteminde iyi derecelere kadar gelmiş, yüksek tahsilli bir insan bile ona karşı tutumunu yumuşatmaz. Oysa “Ölü Gezegen (Naked Sun)” isimli aynı kitapta, insana daha yakın şekilde tasarlanmış Daneel’i ilk gördüğünde duyguları böyle olmayacaktır. Onun robot oluşunu bile sorgulayacak, bir süre ikna olamayacaktır.

Fakat gerçek toplumsal nefret, rahatsız olmayı aşmıştır. Elbette robotları sevmemek Baley’in de aklına bir anda gelmemiştir. Bunun toplumsal bir altyapısı, bilinçaltı vardır. Dünyada robotlar sevilmez, çünkü yine insanın yarattığı robotlar, insanları işinden gücünden edeceklerdir. Hatasız, ucuza ve yorulmak bilmeden çalışan, buna yine insan aklı tarafından mecbur bırakılan robotlar, istihdam sorunu yaratmaktadır. Farklı olmaları bir yana, insan türünden üstündürler.

İnsanlığın aklına gelen ilk çözüm ise şiddet olmuştur; görüldüğü yerde robotların kafası, vücudu ve diğer uzuvları birbirinden ayrılır, hurda halleriyle çöp tenekesine atılırlar.

Sadece Farklı Olmak Yeterli

Aslında Isaac Asimov, kitaplarının çoğunda böyle sorunlardan bahsetmiştir. Topluluklar, birbirlerinden hep bir nedenle korkmuşlar, uzaklaşmışlar ve böylece birbirlerinden nefret etmişlerdir.

Farklı gezegenlerde yaşayan insan toplulukları da diğer insanlardan nefret etmekte, yan yana gelememektedir. Dünyalılar ve çoktan uzaydaki kolonilere yerleşmiş insanlar (uzaycılar), birbirini sevmemekte, arada yolculuk edenler hain olarak değerlendirilmektedir. Asimov romanlarının başında durumun sadece uzaklaşmadan kaynaklandığı düşünülürken, sebepler giderek derinleşir.

Polis müdürü, bir cinayeti “Uzaycıları hiç sevmiyor­sun. Ben de öyle. Bu dünyada onları seven var mı? Birinin bu hoşnutsuzluğu sonunda nefret halini almış, işte o kadar,” gibi basitçe anlatıverir. Oysa sevmemesinin gerçek nedeni, uzaycıların dünyalıları hastalıklı görmesi olarak nitelendirilecektir. Isaac Asimov, her zaman bir gerçeğin aranması gerektiğine inanırken, kurgularını da böyle dokur. Gerçek şudur; uzaycıların dünyalılar gibi bir bağışıklık sistemi olmadığı için dünyadaki virüs ve bakterilerden uzak durmaları gerekmektedir. Bir anda gerçek çok farklı, masum ve anlaşılır oluverir. Oysa uzaklıklar her zaman bu boşluğu ve nefreti yaratmıştır.

Başka bir kitabında ise nefret, sadece uzay kolonilerinden biri olan Siriuslu bir doktorun dünyalı bir kadına aşık olması ile bitiverir. Çünkü o, her zaman dünyalıları, şiddet yanlısı, avam, düşük zekalı olarak görmüştür. Fakat karşılaştığı Pola ve babası Dr. Shekt, galaksideki hiçbir koloninin düşleyemeyeceği bir başarıya nail olurlar.

Elbette karşı tarafında, bazı korkuları vardır. Dünyadaki koloninin yöneticisi, Siriuslu doktor Arvardan’a şöyle der;  “İnsan türünün ilk kez dünyada ortaya çıktığını ispatlamanıza izin veremem. Bizi evrimini tamamlayamamış bir maymun olduğumuza inandıramazsınız.”

Belki de yazıyı yine bir Asimov sözü ile bitirmek gerekir; “Ulus diye bir şey yoktur, sadece insanlık vardır. Eğer bunu kafamıza sokmazsak yakında insanlık da kalmayacaktır.” Düşüncelere, farklılıklara, fikirlere ve en önemlisi her canlıya değer vermeniz dileğiyle.

Gök T. / İnadına Haber / 26 Mart 2015 Perşembe

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:16:12+00:00 26 Mart 2015|