İşte Biz Bu Duvarları Yıkmak İçin Yola Çıktık…

Gezi İsyanı’nda Kabataş fantazileri ile gündeme gelen Zehra Develioğlu’na saldırdığı iddia edilen ve havuz medyasının göbeğindeki Star’da yazı yazan Elif Çakır’ın sahiplendiği olayda, o meçhul deri pantolonlu, üstleri çıplak, bandana ve deri eldiven takmış, MTV kliplerinden fırlamış fantazi güruhunun izine ulaşılamayınca Elif Çakır’ın o dönem avukatlığını yapan Fidel Okan, davanın ve iddiaların aslında tamamen yalan ve kurgudan oluştuğunu itiraf etmişti.

Zaten havuz medyasının oluşturulmaya başlandığı dönemden bu yana gazete bayilerinde görmeye alıştığımız ‘Eş Manşet – Farklı Logo’ uygulamasını kanıksamaya başlamışken, bu bayat konu bir kez daha gündeme taşındı, havuz seviye atlayarak köşe yazan kalemleri de ‘eş’ çalışmaya başladı ve bugün zirveye ulaştı.

Erdoğan’ın büyük medya projesi olan havuz medyasının vazgeçilmezleri olan Sabah, Star, Akşam, Yeni Akit, Türkiye ve Yeni Şafak yazarları akıl tutulmasına veya cüzdan sıkışmasına uğramış olacaklar ki gözün gördüğünü, aklın aldığını, o derin zihinsel boşluklarına gömerek bu trajikomik çarpık fantazi yalanına hala dört elle sarıldıklarını da göstererek bizleri bir kez daha şaşırtmadılar, bugün tam da kendilerinden beklendiği üzere ‘bilinen kalemlerden’ ve ‘müthiş beyinlerden’ fışkırarak servis edilen yazı başlık ve metinlerini müthiş ‘kopyala-yapıştır’ taktiğiyle uyguladılar ve köşelerinde “Diliniz KABA, vicdanınız TAŞ” eş-başlığıyla yansıttılar.
Bu arada Selvi kendi adına bir fark yaratmak istemiş olacak ki ‘vicdan’ kelimesini ‘yürek’ ile değiştirmiş, takdir ettik yaratıcılığını.

Tam da “İnadına Haber” olarak çıktığımız yolda yıkmak istediğimiz duvarların bir kısmı, bizlerin çok da çaba harcamasına gerek bırakmadan sağda solda bu şekilde ortaya çıkıveriyor, bu örnekte de görüldüğü gibi.

Varlıkları değil bizleri rahatsız eden, yanlış anlaşılmasın…

Asıl, destursuz evlere giren, ekranlardan fırlayıveren bu prototip sima ve söylemlere, savunmasızca maruz kalan ve yıllar, nesiller boyunca ‘pişip önlerine gelen’ metinleri haber ve daha da korkuncu ‘doğru haber’ olarak algılayan halkın ‘doğru bilgilenme’ hakkı üzerinde gerçekleştirilen gasptı bizleri isyan ettiren ve bu yola çıkartan.

Gezi İsyanı’ndan bu yana sokaklarda olan bizler o çirkin yüzlerden dökülen yalanları da görüyoruz, gerçekten güzel insanların da bulunduğu sokaklarda yaşanan ve yaşanmakta olan gerçekleri, doğruları da…

Ve yeminimiz, o gördüğümüz doğruları, direnen güzel insanların, haklarını arayan o cesur yüreklerin, ‘yasal komiser kurşunlarıyla’ veya ‘sermayeye bir kuruş daha katabilmek uğruna’ yiten canların geride bıraktıkları haykırışlarını, duyurmak istedikleri mücadelelerini, özgürlük için herşeylerini ortaya koyanların kimse el vermezse yitip gidecek seslerini, fotoğraf makinelerimiz ve kameralarımız çekim yapabildikçe, kalemlerimiz, klavyelerimiz çalıştıkça, yayın yapabildiğimiz ve erişebildiğimiz her yerde, sokağın ve hayatın gerçeklerini artık sadece gerçek haberi hakeden Halk’a ulaştırmak üzerinedir işte.

Büyük ihtimalle tüm duvarları ezip geçerek yıkamayacağız öyle filmlerdeki gibi, belki hepimiz çok güçlü edebiyatçılar, yazarlar, savaş muhabirleri de değiliz ama güçlü ve doğru düşünceler üreten, yalnızca doğruların ardından giden bireyleriz ve gücümüzü de buradan alacağız.

Ancak en çok ihtiyaç duyduğumuz, artık herkesin tüm bu yaşanan yanlışlara ve haksızlıklara karşı sessiz kalmaması, baskılara karşı direnip dik durabilmek için bir çaba göstermesi ve elini taşın altına koyması değil midir aslen?

Evet o duvarları belki biz omuz atarak yıkamayacağız ama işte tam da herkesin elini altına koyduğu taşları oynattığımızda yıkılacak bir anda o duvarlar.

Biz de böyle çıktık bu yola, elimizi koyduk biz de birkaç taşın altına ve gücümüz yettiğince devam edeceğiz ‘İnadına Haber’ yapmaya…

– VU/ İnadına Haber / 5 Mart 2015 Perşembe –

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:16:20+00:00 5 Mart 2015|