Erdoğan’ın konuşmasına göre bugün kimler terörist?

Tayyip Erdoğan “muhtar buluşmaları” adı altında düzenlediği şahsi toplantılarının sonuncusunda gazetecileri, Gezicileri, avukatları, parlamento içi ve AKP içi muhalefeti hedef aldı. Başkanlık sistemi hedefine destek istedi. Konuşmada dikkat çeken bir nokta da iktidarı desteklemeyen herkesin terörle ilişkilendirilmesi oldu.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra artık TBMM’deki grup toplantılarında konuşma olanağını yitirdiği için “muhtar buluşmaları” adı altında, kişisel toplantılar düzenlemeye başlayan Tayyip Erdoğan, milletvekili aday listeleri belirlendikten sonra düzenlenen bugünkü konuşmasında “Mevcut sistemle buraya kadar. Daha ileriye gitmek istiyorsak sistemi değiştirmek zorundayız” diyerek yine Başkanlık Sistemi’ne destek istedi.

Erdoğan konuşmasında Çağlayan Adliyesi eylemi üzerinden basına, gazetecilere, avukatlara, Baro’ya ve muhalefete yüklenirken, isim vermeden AKP içi çatlak seslere de yanıt verdi. Erdoğan “Gezicilere” saldırmayı da ihmal etmedi.

Bu günün teröristleri kimler oldu? Listede sizin de adınız var mı?

Erdoğan’ın bu günkü konuşmasında, yine sayıları tam olarak kestirilemeyen sayıda insan terörist ilan edildi.

Erdoğan’ın cümlelerine göre; Çağlayan Adliyesi’nde gerçekleşen olaylarda yer alan kişiler dışında, Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan olayları gösteren medya kuruluşlarında Erdoğan’ın istediği gibi haber yapmayan gazeteciler, hapisteki gazeteciler, Gezi olaylarının “baş aktörleri”, Gezi olaylarına katılanlar, teröriste terörist diyemeyenler, batıdaki basın meslek kuruluşları, insan hakları örgütleri, meslek odalarının ve STK’ların temsilcileri, kimi CHP ve HDP milletvekilleri ve baro başkanı da bugün terörist, terör destekçisi, terör yardakçısı ilan edilenler arasında yer alıyor.

Geçmeyen Gezi acısı

Erdoğan Gezi eylemleri ile ilgili olarak “darbe” ve “terörizm” söylemini yineledi: “Diyoruz ki Gezi olaylarının amacı asla ağaç sevgisi değildir. Bu olaylar sokakları terörize ederek milli iradeye ve Meclis’e hükümete yönelik ideolojik bir darbe girişimidir. Gezi olaylarının baş aktörleri, savcımızı şehit eden katillerle aynı çizgideki örgüt mensuplarıdır, aynı gayeyle hareket eden marjinaldir. Onları kendilerine kullandırtan güruh içinde, ağacın arkasındaki silah namlularını göremeyenler de elbette vardır. Ama bu Gezi’nin asıl yüzünün ne olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.”

“Teröriste çiçek çocuk muamelesi yaparak asıl niyetlerini amaçlarını ifşa ediyorlar. Türkiye bu anlayışla yoluna devam edemez. Bu konuda mutlaka en azından batı ülkelerindeki standartlarına yakın bir uygulamayı bizde hayata geçirmeliyiz. Batıdaki güya basın meslek kuruluşları, insan hakları örgütleri tarafından hapisteki gazeteciler diye sürekli önümüze çıkartılanlar, işte bu tür teröristlerdir.”

“Onlar gazeteci değil, terörist”

Erdoğan, Çağlayan eylemini iktidarın hoşuna gitmeyen şekilde haberleştirdiği için Davutoğlu ile birlikte hedef gösterdiği basına yüklenmeyi sürdürdü ve “onlar gazeteci değil” söylemini de yineledi, batı ülkelerinde böylesi basının kapısına kilit vurulacağını öne sürdü:

“Basın yayın kuruluşları da bilinçli olarak aynı amaca hizmet ediyorlar. Demokrasinin hak ve özgürlüğünün beşiği olarak kabul edilen batı ülkelerinde böyle bir duruma asla şahit olamazsınız. Kapılarına anında hukuk eliyle kilit vurulur.”

“Geçen geldiler ve içerideki basın mensuplarının serbest bırakılması konusunu görüştüler. Dedim sizin basın mensubu dediklerinizin kim olduğunu biliyor musunuz? Bunlar polis bekçi katilidir, bunlar bankamatik soyguncusudur. Eline bir tane basın kartı uydurmuş dolaşanlar bunlar. Bunların mahkûmiyetleri kesilmiş. Asker öldürmüşler, bomba atmışlar. Gazeteci diye bunları sıfatlandırıyorsunuz. Bunları malzeme olarak kullanıyorsunuz. Var mı başka diyeceğiniz dedim, hiçbir şey söyleyemediler.”

“Hepsi aranmalıdır”

Tayyip Erdoğan, hükümetin daha önce birkaç kez denediği, son olarak da Çağlayan eylemini bahane ederek uygulamaya çalıştığı “avukatların üstünü arama” uygulamasını savundu. Üst arama uygulaması hem adliyeler önünde yığılmalara yol açtığı hem de savunma hakkını engellediği için büyük bir muhalefetle karşılanıyor.

Avukatları ve Baro’yu hedef gösteren Erdoğan, kanlı Danıştay baskınını da son yaşananlarla ilişkilendirmeyi başardı:

“Dedim ki ‘adalet saraylarına adliyelere giren tüm insanlar, buna avukatlar da dahil. Hepsi aranmalıdır’ dedim.”

“Düşünebiliyor musun, vak’anın olduğu günde hemen örgüt, dayanışma içinde olanlar adalet sarayına içeri girmek, bizi arayamazsınız, çantalarımızı arayamazsınız gibi ifadeler kullanmaya başladılar. Baro ve barolar, ‘onlar da asla biz buna müsaade etmeyeceğiz’ dediler. Bu yargının susturulmasıdır dediler. Çok açık net olarak söylüyorum. Evet, herkes aranacak, aranmalıdır. Danıştay’da yaşanan olay olduğu zaman, hatırlıyorsunuz değil mi? Bunlar kıyamet koparmadılar mı o zaman? Mürteciler Danıştay mensubumuzu şehit etti dediler, arkasından yine bunlar çıktı.”

“Ey baro başkanı, sen de telefonla görüştün teröristlerle? Hangi neticeyi aldın? Hiçbir netice alamadın. Hani senin sözün çok dinleniyordu ya, alsaydın ya bir netice. Bu terörist terörist, bunu bileceksin, bunu göreceksin. Sen de bulunduğun makam sebebiyle gazetelere çarşaf çarşaf ilan vererek ürkütemezsin.”

Gül ve Arınç’a gönderme

Erdoğan, Başkanlık sistemi ile ilgili olarak son dönemde Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın açıklamaları üzerinden açığa vuran parti içi muhalefete de yanıt verdi. Erdoğan “Türk tipi başkanlık sistemi olmaz” diyenlerin “millet iradesinden” korktuklarını öne sürdü.

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları (konuşmanın dökümü hurriyet.com.tr’den alınmıştır):

Ben 40 yılı bulan siyasi hayatımın tamamını milletimle birlikte geçirdim, aynı şekilde yoluma devam edeceğim. Burayı bir hizmet makamı olarak görüyorum, hakim otorite makamı olarak asla görmedim, görmüyorum. Milletimle arama hiçbir zaman aracı koymadım, koymayacağım.

Türkiye’nin ihtiyacı köşesine çekilip hiçbir şeye karışmayan değil tam tersine koşan terleyen çalışan bir cumhurbaşkanıdır. Türkiye’nin içerde ve dışarda tüm meseleleriyle ilgilenmek, görüşlerimi, tekliflerimi, eleştirilerimi ifade etmek, benim milletime karşı hem taahhüdümün hem sorumluluğumun görevidir. Cumhurbaşkanlığı makamına her şeyden el çekmek için değil, daha büyük hizmetler vermek için geldim. Beni yüzde 52 oyla bu makama getiren vatandaşım da inanıyorum ki aynı hassasiyet beklenti içinde.

Mahallesi ile mahalle halkı ile irtibatını kesmiş bir muhtar düşünülebilir mi? Ben de bunları Türkiye muhtarı olarak yapmanın gayreti içerisindeyim. Bunun için beni eleştireceklerse varsın eleştirsinler. Hiçbir iş yapamayıp bu eleştirilerden uzak kalmaktansa, çalışıp eleştirilere göğüs germeye devam edeceğiz.

“SEHİT SAVCI ÖNEMLİ MESAFE KAYDETMİŞTİ”

Mehmet Selim Kiraz odasına giren iki terörist tarafından şehit edildi. Öncelikle bu alçakça saldırıda şehit edilen savcımıza cenabı Allah’tan rahmet diliyorum. Şüphesiz bu olay bir çok bakımdan üzerinde durulması, dersler çıkarılması gereken bir hadisedir. Bir kısım basın yayın kuruluşlarının bu hadiseyi insanlığa ahlaka vicdana hakka hukuka sığmayacak şekilde verdiklerini ifade etmek isterim. Mağdurun değil teröristlerin yanında yer alan bu basın yayın kuruluşlarını şiddetle kınıyorum. Sayfalarını ve ekranlarını teröristlerin propagandalarına açan kuruluşlar, savcımızın şehit edilmesine ortak olmuşlardır.  Teröristlerin bu eylemdeki amacının asla intikam olmadığı ortadadır. Bu savcımız, eyleme konu edilen failleri bulmaya çalışan, önemli mesafe kaydeden birisidir. Savcımızı öldürmenin eyleme konu edilen olayın aydınlığa kavuşturulmasına hizmet etmeyeceği de açıktır, ortadadır. Bu hadisenin amacı hadisenin karanlıkta kalarak, terör örgütlerinin meseleyi propaganda olarak kullanılmasını temin etmektir.

“KAPILARINA KİLİT VURULURDU”

Basın yayın kuruluşları da bilinçli olarak aynı amaca hizmet ediyorlar. Demokrasinin hak ve özgürlüğünün beşiği olarak kabul edilen batı ülkelerinde böyle bir duruma asla şahit olamazsınız. Kapılarına anında hukuk eliyle kilit vurulur. Türkiye’de çok yanlış bir durum var. Batı ülkelerinin de çifte standardını çok iyi biliyoruz. Kendi ülkelerinde en küçük bir harekete izin vermeyenler, sözüm ona demokrasi özgürlük adına hemen karşımıza dikiliyorlar.

Bir kısım basın yayın kuruluşlarının sürekli ortaya koydukları bir yaklaşımdır.

“BATIDAKİ GÜYA BASIN MESLEK KURULUŞLARI…”

Teröriste çiçek çocuk muamelesi yaparak asıl niyetlerini amaçlarını ifşa ediyorlar. Türkiye bu anlayışla yoluna devam edemez. Bu konuda mutlaka en azından batı ülkelerindeki standartlarına yakın bir uygulamayı bizde hayata geçirmeliyiz. Batıdaki güya basın meslek kuruluşları, insan hakları örgütleri tarafından hapisteki gazeteciler diye sürekli önümüze çıkartılanlar, işte bu tür teröristlerdir.

“ELİNE BİR TANE BASIN KARTI UYDURMUŞ DOLAŞANLAR BUNLAR”

Geçen geldiler ve içerdeki basın mensuplarının serbest bırakılması konusunu görüştüler. Dedim sizin basın mensubu dediklerinizin kim olduğunu biliyor musunuz? Bunlar polis bekçi katilidir, bunlar bankamatik soyguncusudur. Eline bir tane basın kartı uydurmuş dolaşanlar bunlar. Bunların mahkumiyetleri kesilmiş. Asker öldürmüşler, bomba atmışlar. Gazeteci diye bunları sıfatlandırıyorsunuz. Bunları malzeme olarak kullanıyorsunuz. Var mı başka diyeceğiniz dedim, hiçbir şey söyleyemediler. Tabi döndüler, aynı şeyleri yazdılar çizdiler. Kardeşlerim artık bu oyunları hep  birlikte bozacağız. Şu anda yaşanan olayda ben bir açıklama yaptım. Yurt dışından geliyordum. Dedim ki ‘adalet saraylarına adliyelere giren tüm insanlar, buna avukatlar da dahil. Hepsi aranmalıdır’ dedim.

“EVET, HERKES ARANACAK, ARANMALIDIR”

Düşünebiliyor musun, vakanın olduğu günde hemen örgüt, dayanışma içinde olanlar adalet sarayına içeri girmek, bizi arayamazsınız, çantalarımızı arayamazsınız gibi ifadeler kullanmaya başladılar. Baro ve barolar, onlar da asla biz buna müsaade etmeyeceğiz dediler. Bu yargının susturulmasıdır dediler. Çok açık net olarak söylüyorum. Evet, herkes aranacak, aranmalıdır. Danıştay’da yaşanan olay olduğu zaman, hatırlıyorsunuz değil mi? Bunlar kıyamet koparmadılar mı o zaman? Mülteciler Danıştay mensubumuzu şehit etti dediler, arkasından yine bunlar çıktı.

Bizler bir şeye inanıyorsak bunun hakkını vereceğiz. Sen avukat mısın, dürüst müsün, tamam niye aranmaktan çekiniyorsun? X-rayden geç iş olsun bitsin. Vatandaş ne diyor, güvenlik güçleri görevini yerine getirmedi diyor, aramadı diyor. Hakikaten öyle. Sahte bir cübbe koltuğunun altında, bir diğerinin elinde şemsiye. İçeri giriyorlar, altı kat yukarı çıkıyorlar.

“SENİN YAPTIĞIN HAREKETLER ESKİ TÜRKİYE’DEYDİ, ARTIK YENİ TÜRKİYE VAR”

Ey baro başkanı, sende telefonla görüştün teröristlerle? Hangi neticeyi aldın? Hiçbir netice alamadın. Hani senin sözün çok dinleniyordu ya, alsaydın ya bir netice. Bu terörist terörist, bunu bileceksin, bunu göreceksin. Sende bulunduğun makam sebebiyle gazetelere çarşaf çarşaf ilan vererek ürkütemezsin.

Senin yaptığın hareketler eski Türkiye’deydi, artık yeni Türkiye var. sende bütün avukatları temsil etmiyorsun, yargı oylarının da üçte birini temsil ediyorsun. Adeta yargı adına konuşuyorum havasına da girme. Bunları milletçe çok iyi bilmemiz lazım.

“GEZİ OLAYLARININ AMACI ASLA AĞAÇ SEVGİSİ DEĞİLDİR”

Biz gezi olaylarının, 17-25 Aralık’ın arkasındaki gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.

Diyoruz ki gezi olaylarının amacı asla ağaç sevgisi değildir. Bu olaylar sokakları terörize ederek milli iradeye ve Meclis’e hükümete yönelik ideolojik bir darbe girişimidir. Gezi olaylarının baş aktörleri, savcımızı şehit eden katillerle aynı çizgideki örgüt mensuplarıdır, aynı gayeyle hareket eden marjinaldir. Onları kendilerine kullandırtan güruh içinde, ağacın arkasındaki silah namlularını göremeyenler de elbette vardır. Ama bu gezinin asıl yüzünün ne olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Hamdolsun milletimiz irfanıyla, idrakiyle basiretiyle, kurulmaya çalışılan tezgahı çözmüş ve bu oyunu bozmuştur.

14-25 Aralık darbe girişimiyle aynı oyun emniyet ve yargı içindeki çete aracılığıyla tekrarlanmaya çalışıldı. Gezi’de umduklarını bulamayan siyasetçiler, buna da destek vermişler, kendilerini gönüllü olarak bu çeteye kullandırtmışlardır. Biz milletimizin desteğiyle bu oyunu boşa çıkardık. Bu gerçeklere rağmen ısrarla birileri, hem gezi olaylarını hem de 14-25 Aralık darbe girişimini demokrasi hak özgürlük gibi kavramların arkasına gizleyerek meşrulaştırmaya

“TERÖRİSTE TERÖRİST DİYEMEYEN TERÖRİSTİN ORTAĞIDIR”

Çağlayan baskınında bahane olarak kullanılan mesele işte bu çabaların en önemli araçlarından biridir. Bir terör örgütünün organizasyonuyla, kesintisiz olarak sürdürülen bu istismara alet olan herkes, şehit edilen savcımızın katline destek verdiğini bilmelidir. Artık muhalefet partileri başta olmak üzere, hiç kimse bu hadiseleri meşrulaştırma gayretini devam ettiremez. Bu saldırı meselenin saldırının sadece teröriste destek vermenin ötesinde bir anlamı olmadığını acı bir şekilde gösterdi.

Teröriste terörist diyemeyen teröristin ortağıdır. Bu eyleme terör eylemi diyemeyen herkes terörün açık destekçisidir. Kimi CHP, HDP milletvekillerine bakıyorsunuz, teröriste terörist demedikleri gibi, güvenlik güçlerini suçlayan görüşler sarf ediyorlar. Yani savcımızı öldüren terörist masum, güvenlik güçleri ise devlet terörü uygulayanlar.

“BEN O GÜVENLİK GÜÇLERİMİZİ TEBRİK EDİYORUM KUTLUYORUM”

Ben o güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum kutluyorum, onlar görevlerini yaptılar. Savcımızın ağzını bantlıyorlar, bütün vücudunu koli bandıyla bağlıyorlar, o şekilde orada sekiz saatlik bir süreç yaşatıyorlar. Buna karşı 8 saat her yola güvenlik güçlerimiz başvurdu. Baro başkanını getirtti, öbür taraftan babayı getirtti. Onlarla görüştürttü vesaire. Hiçbir netice alınamadı. Bunların bağlı oldukları yerler vardı.

“ONLARIN ELİNDEN BİR BARDAK SUYU DAHİ ALMADI, İÇMEDİ”

Ama ne kadar onurlu, şahsiyetli savcı ki, onların elinden bir bardak suyu dahi almadı, içmedi. Çeşitli meslek odalarının STK temsilcilerinin de bu tavır içinde olduklarını görüyoruz. İster genel başkan, ister vekil olsun hiç fark etmez. Hiç kimsenin sıfatı gerçekte terör yardakçısı, terör şakşakçısı olduğu gerçeğini ortadan kaldıramaz. Elinde silahıyla sadece savcımızı öldürenlerin olduğu gibi, onları da destekleyenlerin sıfatı aynıdır, terörist.

“ACABA NİYE GELMEDİLER?”

Maalesef şehit olan savcımızın ailesine, başsağlığına gitmeyenlerin teröristlerin ailelerine başsağlığına gittiklerini gördük. Teröristlerden birinin avukat kisvesiyle adalet sarayına girdiği ortaya çıkmışken, ısrarla arama yaptırmadan o binaya girmek isteyenler, bu tip avukatlara da şahit olduk. Sürekli kem küm edenleri, ama diyenleri, milli duruş sergileyemeyenleri ibretle takip ettik. Düşünebiliyor musunuz, bir milli duruş sergilemek için o gün siyasi partilerin genel başkanlarının Eyüp Sultan Camii’nde birlikte saf tutmaları gerekmez miydi? İktidar partisinin genel başkanı dışında ve halef selef olduğumuz cumhurbaşkanımız dışında geçmişten gelen böyle bir temsilci yoktu. Acaba niye gelmediler? Neden gelmediler? Çok hayati bir şeyleri mi vardı? Bir tarafta şehit savcımızın muhterem babasının, oğlunun tevekkülü vardı, diğer tarafta işte bunlar vardı. Milletimiz hepsini görüyor.

Türkiye’nin köklü bir yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğu gerçeği her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Yıllardır ellerinden geleni yapanlar bugün de aynı şekilde davranıyorlar. Türkiye 10 Ağustos ile yeni bir döneme girmiştir. Bu tarih itibariyle yeni anayasa meselesi artık bir tercih olmaktan çıkmıştır. Çünkü yüzde 52 artık yeni Türkiye yeni anayasa diyor. Tabi yeni anayasayla birlikte millet aynı zamanda başkanlık sistemi diyor. Bunu meydanlarda konuştuk.

“BİRİLERİNİN TÜYLERİ ADETA DİKEN DİKEN OLUYOR”

Burada bir patinaj var bunu aşmamız lazım. Bunu aşabilir miyiz, aşarız. Neyle? Başkanlık sistemiyle. Yaklaşık 70 yılı bulan çok partili siyasi hayatımızın toplam 30 yılı güçlü yönetimlerle geçerken 40 yılı darbelerle heba oldu. Türkiye’nin elde ettiği tüm önemli kazanımların da bu 30 yılın eseri olduğunu görüyoruz. Biz yeni anayasa arayışlarını işte bu bakımdan önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Başkanlık sistemini de gündeme getirmek durumundayım. Yeni Türkiye işte bu temeller üzerinde yükselecektir. Birilerinin tüyleri adeta diken diken oluyor. Niye? Neden ya? Bunları gören de Türkiye 70 yıldır mükemmel bir parlamenter tecrübesi yaşıyor sanır. Niye o zaman 10 yılda bir bu ülkede affedersiniz ihtilaller oluyordu, neden?

“MEVCUT SİSTEMLE BURAYA KADAR”

Şöyle bir 70 yıla bir bakıyoruz, 40 yıllık bir kaybımız var. Hem can hem mal olarak büyük bir maliyeti söz konusu. 12 yılda gerçekleştirdiğimiz büyük atılım olmasaydı, bugün Türkiye’nin dünyada nerede yer alacağını takdirlerinize bırakıyorum. Mevcut sistemle buraya kadar. Daha ileriye gitmek istiyorsak sistemi değiştirmek zorundayız. Aksi takdirde yeniden yerimizde saymaya hatta allah göstermesin gerilemeye başlarız.”

Kaynak: Sendika.org / Hürriyet.com.tr / inadinahaber.org

Print Friendly, PDF & Email
2015-04-08T18:28:40+00:00 8 Nisan 2015|