Müşteri Değiliz, Taraftarız Biz

“Taraftarlık karşılıksız, akıl dışı, bazen saçma bir bağlılık, bir tutkudur. Fakat bunca karşılıksız, bunca akıldışı, bunca tenha olanını zor bulursunuz! Gençlerbirliği size cazibe sunmaz, çığırtkanlık yapmaz, emekle seveceksiniz.” der Tanıl BORA taraftarlık ve Gençlerbirliği taraftarlığıyla ilgili.

Geçen futbol sezonunun son birkaç haftası ve bu sezonun şimdiye kadar oynanan maçlarının tamamında, Süper Lig ve Birinci Lig müsabakalarında uygulanan, rant, fişleme ve baskı unsurlarını bir arada barındırmayı başaran malumunuz bir e-bilet sistemi var. Ranta, baskıya hayır diyen taraftar ve taraftar gruplarının türlü protestolar yaptığı, dernekler kurup hukuki mücadele başlattığı bir sistem. Haysiyetli taraftarların bu sistemi neden bu kadar eleştirdiğini, sevdalarından, tutkularından vazgeçip tribünlere girmediğini ve boykot ettiğini merak ediyorsanız, buyurun aşağıdan devam edelim.

Taraf-Der - Müşteri değiliz taraftarız biz

Müşteri değiliz taraftarız biz

E-Bilet Nedir?

E-bilet sadece kendi anlamına baktığınızda çok masum ve çağın gereklerini yerine getiren bir sistemdir aslında. Yağmurda çamurda gişede bekleyip sefil olmanızı önleyebilir mesela. Ya da insanların toplu bir halde katıldığı bir etkinlikte girişleri hızlandırabilir ve katılmak istediğiniz etkinliğe daha az sürede ulaşmanızı sağlayabilir. Cebinizdeki karışıklığı önleyip tek bir kartla birçok amaca hizmet edebilir. Hatta çevre dostudur, kağıt israfını ciddi miktarda azaltıp doğanın korunmasına katkı sağlayabilir. Peki neden taraftar bu kadar tepkili bu sisteme? Çünkü Türkiye’de neredeyse her alanda olduğu gibi, stadyum girişlerinde kullanılan ve taraftara hitap eden e-bilet uygulaması, sadece para babalarının, iş adamlarının, gerçek futbolun katili endüstriyel futbolun işine gelecek şekilde manipüle edilmiş ve taraftar yani ‘insan’ gerçeği göz ardı edilmiştir.

E-bilet İstemiyoruz

E-bilet İstemiyoruz

Türkiye’de E-bilet yani ‘FaşşoLig’

Ülkemizde spor müsabakalarında uygulanan e-bilet sisteminin geçmişi eskilere dayanmıyor. 2014 yılının ilk yarısında mecliste boy gösteren tüm partilerin birliğiyle çıkarılan, “Sporda Şiddeti Önleme” masum tümcesinin arkasına sığınan 6222 sayılı, taraftarı ezen ve hiçe sayan bir kanunun dayatmasıdır. 6222 sayılı kanun çıkarılırken, bu sistemin birebir etkileyeceği kesim olan taraftarlardan görüş alınmadığı gibi, taraftar hiçbir vekil tarafından yeterince ve düzgün temsil edilememiştir de. Haliyle ortaya çıkan yasa tam bir dayatmadır ve ülkemizde diğer alanlarda da sıkça karşılaştığımız için çok şaşırmıyoruz. Söz konusu yasa (h)iç güvenlik yasasının spor müsabakalarını içeren bir çeşidi olarak görülebilir. İnsan öğesini ve haklarını bir kenara atıp, kolluk kuvvetlerine neredeyse sınırsız yetki vermekte ve sebepsiz tutuklama ve göz altıları yasal kılmaktadır.

Passolig uygulaması, ortaya konulan sorunlara çözüm olara yansıtılan ve hiçbir soruna çözüm getiremeyen ve hatta çözüm getirmenin yanına bile yaklaşamayan bir uygulama. Neydi bu problemler? Tribün terörü, saha ve tribün olayları, kötü ve küfürlü tezahürat. Şimdi  Türkiye Futbol Federasyonu web sitesine girin ve bakın, passolig uygulaması olan ligler ve bu liglerde oynanan maçlarda alınan cezalara. Tribüne sadece banka kartlı seyirciler (taraftar yazmaya elim gitmiyor) giriyor, edilen küfürler, saha olayları aşikar. Mesela yıllardır ilk defa saha olayları ve küfürlü tezahürattan ceza alan bir Gençlerbirliği var, cezanın sebebi saçma olsa da bu ceza alındı. Ne demişti Gençlerbirliği taraftarı, “Cezasız tribüne en büyük ceza passolig”.

MüşteriDeğiliz

Gençlerbirliği tribün

Karaborsayı bitireceğiz diye çıktılar ortaya, daha doğrusu çıkarıldılar ve dayatıldılar. Sonuç ne oldu? 50 – 100 TL’lik biletler, 1000TL’ye varan fiyatlarla, üstüne üstlük passolig sistemi üzerinden kişiden kişiye devredilebiliyor. Önceden kuytu köşelerde, sessizce, çaktırmadan yapılmaya çalışan bu işler artık resmen meşrulaştı ve kurulu bir sistem üzerinden yapılabiliyor.

Fişlenme kısmını yazmaya değer bile görmüyorum. Zaten yıllardır halka dayatılacak herhangi bir uygulama önce tribündeki taraftara dayatılır bir kobay gibi, sonra tüm halka. Zaten hepimiz fişliydik, artık daha da fişlenebilecek hale geldik.

Tüm bu aşikar örneklere dayanarak bir defa daha passolig’in problem çözmek amaçlı değil, problem çözme aracıymış gibi yansıtılan koskocaman bir rant projesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu rant ile zenginleşen her zaman olduğu gibi paragöz iş adamları, yandaş kurumlar olurken, ezilen, yolunan, baskı altına giren taraftar oluyor. Hangimiz isteriz gönülden bağlı olduğumuz takımın adının kullanılarak kredi/banka kartı aidatı adı altında ceplerimiz boşaltılmasını, maç başı kesintiler yapılmasını? Hangimiz isteriz, sevgilimize, bir akrabamıza, eşimize dostumuza maç bileti alamadığımız bir sistemi? Hangimiz isteriz, günümüz şartlarında fakirleşirken, baskı altında yaşamaya çalışırken birilerinin ticari ve akrabalık ilişkileriyle milyon dolarları, liraları götürmesini?

Nasıl Olmalı?

Yurt dışında birçok olumlu örnek varken, buna benzer uygulamaları başlatıp sonra geri adım atılıyorken (örnek: Polonya) neden uygularsın böyle bir sistemi? Tek cevap var, insanların üç kuruşuna göz dikip rant elde etmek için. Bir an önce bu para odaklı endüstriyel sistemden vazgeçilmeli ve insan odaklı, gerçek  taraftardan görüş alan ve hatta işin içine katan bir çözüme gidilmeli. Umalım ki insan haklarına aykırı olması görüşüyle Anayasa Mahkemesi’ne taşınan bu sistemin bariz hataları birilerinin gözlerini açsın ve her suçu her olayı taraftara bağlayan bu sistemden ivedilikle vazgeçilsin. Paragöz iş adamları, sözlerinden nefret akan yöneticiler sporun, futbolun ve tribünün dışında bırakılmalı.

Bitirirken bir kez daha, tüm gücümüzle; “Müşteri Değiliz, Taraftarız Biz!”

Fotoğraflar: Taraf-Der, Gençlerbirliği taraftarları

– Mert Hakcı / İnadına Haber / 5 Nisan 2015 Pazar –

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:16:08+00:00 5 Nisan 2015|