Hukuk ve İmaj

Görüntü bir hukuki sürecin parçası olduğu, hukuksal işleme maruz kaldığında hangi formlara dönüşmektedir diye bir soru sorsak dikkati ilk çeken şey, video imajın yavaşlatıldığı veya dondurulduğu, fotoğrafa dönüştürüldüğüdür. Görüntü akışını, çıplak gözün ayrıntıları görme hızına indirmek, ve hatta görüntünün belli bir anını, noktasını işaretlemek, “işte burada, işte bu, işte böyle”.

sergi - üst

Manipüle edilebildiği, üzerinde oynamalar yapılabildiği, hatta hiç yoktan üretilebildiği için imaj eskiden mahkemelerde kesin hukuki delil olarak görülmüyordu, bir kanaat unsuru gibiydi.. Kriminal teknolojinin, üzerinde montaj yapılmış görüntüyü hassasiyetle ölçecek noktaya gelmesinden sonradır ki, ve tabi medya aracılığıyla halkı ikna eder hale gelmesinden de sonradır ki, fotoğraf ve video görüntünün giderek yargılamanın temel unsurlarına dönüştüğünü görüyoruz.

Kanıtlama dediğimiz şey görüntüsüz nerdeyse düşünülemez oldu. Tanık anlatımlarının hayalen gözümüzün önüne getirmeye çalıştığı olay, video ve fotoğrafın ikna edici gücüyle doğrudan gösterilebilme gücüne ulaştı, “işte böyle oldu”. Gerçekliğin izi olarak imaj, parmak iziyle denk bir kanıtlama aracı haline geldi.

Görüntünün hukuksal süreçlerin temel unsuru haline gelmesi, devletin, caddelerde sokaklarda, evlerde, dükkan önlerinde, kapalı açık bütün mekanlarda, dev bir gözetleme mekanizması haline gelmesinden sonraya rastlar. Her yerde durmaksızın imajlarımız alınıyor ve görsel arşivlerde
depolanıyor. Bir meydan da elimizde çiçek beklerken, kafede arkadaşımızla çay içerken, atölyede çalışırken, gündelik hayatımızın her anında potansiyel şüpheli olarak kaydediliyoruz. Bu “setup”,
mahkemelerde görüntü izleme ekranları, uzaktan görüntülü ifade, bizzat mahkemenin kendisinin kayıt altına alınmasıyla tamamlanıyor.

Meselenin pozitif tarafı ise kurmuş olduğu bu görüntüleme ağlarına, en büyük suç örgütü olarak devletin kendisinin de takılması. Hapishanede ve karakolda, devlet işkencesinin en tecrit edilmiş mekanlarında kayıt zorunluluğu, işkencenin önlenmesinde ve yapılınca faillerinin cezalandırılmasında etken oldu. Engin Ceber davası ve başkaları. Ethem ve Ali ismail’in katilleri sokak kamera görüntüleri üzerinden tespit ve mahkum edildi.

“Her yerde kamera var” fikri, suçunu işleyip de devlete yakalanmak istemeyen için belki caydırıcı. ama devletin kendi zulmü için de caydırıcı. “Yarın görüntüsü çıkar, sadece mahkum olmam, teşhir de olabilirim” kaygısı bir özdenetim mekanizması olarak çalışır. Kamera söz konusu olduğunda , gözetleme ve kontrol birlikte işler.Toplumsal olaylarda, polis foto film merkezi, caddelerdeki gözetleme kameraları aracılığıyla gidişatı
takip eder, ve operasyonları yönlendirir. Gözetleme kameraları,daha sonra yargılanmasını sağlayacağı failleri kaydederken aynı zamanda toplumsal olayın kontrol altına alınması ve dağıtılmasına yönelik operasyonu yönlendirmek, saklananları yakalatmak gibi bir işlev görür.

Mahkemelere gönderilen kayıtlar, ham görüntü olarak değil montajlanmış olarak gönderilir. Sokak kameraları sesli kayıt almasına rağmen, gönderilen kayıtlar çoğu zaman sessiz. Polis müdahaleleri sırasında kendi aleyhlerinde olabilecek anlar, en önemlisi sesler ya kameralar başka yönlere kaydırılarak kaydedilmez, ya da montajda kesilir. Polisin müdahale öncesi uyarı anonsu, göz altıların yasal biçimlerde yapıldığını gösteren anlar, bulunan suç aletleri, yapılan “polifilm”e dahil edilir.

Hiç bir yargılama gerçeğin peşinde değildir, kendi tezini kanıtlama peşindedir. Ya da gerçeğin peşinde olmak, o gerçeğe o anda kimin ihtiyacı olduğuna bağlı. Görüntünün adli montajı, hangi kesitlerin filme dahil olacağı bu teze bağlıdır. Onu polis öldürdü, taammüden öldürdü. Polisin olay yeri tutanak fotoğrafları, Ethem’i vuran polisin “cinayeti nasıl işlemek zorunda kaldığı” tezine göre dizilir, tam Ethem vurulurken gözetleme kamerası yukarıya kalkar, polis cinayetini işler, olay yerinden uzaklaştıktan sonra kamera Ethem’in ambulansa alınışını gösterir. Sadece polise bağlı Kızılay gözetleme kamerası değil, MEB, Milli eğitim Bakanlığı binasındaki kamera da, cinayet anında objektifini yere diker, sadece kapının betonlarını gösterir, cinayete gözünü yumar.

Bilirkişi raporları, görüntülerin ayrıntılarında olayın nasıl gerçekleştiğinin, hatta fail ya da mağdurların ruh hallerinin analizlerini yapmaya çalışırlar. Savcılık bilirkişisi Ethem’in kaç taş attığını, katile kaç taş isabet ettiğini sayarken, akademinin bilirkişisi cinayetin nasıl taammüden işlendiğini gösterir görüntü analizinde. Bir “meşru müdafa” olmadığının, göstericilerin yüz ifadelerindeki şaşkınlık, korku, ve bedenlerindeki kaçış eğilimleri gösterilerek işaret edilir.

11252256_924905580895317_706845603642895366_o
10842098_924368700949005_2731799864847170656_o

 

 

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:55+00:00 20 Mayıs 2015|