Soma’dan Mektup

Kömür…

Hani şu kapkara elmas…

Karası yüzümüze, elması kalbimize yaraşan…

Ve şimdi biz de, yerin bilmem kaç kat altında, o olduk işte…

Tam bir yıl oldu. Soma’da yan yana yatıyoruz. Isınmak için kazdığımız kömürün bağrında sonsuzluğa uyuyoruz. Fakat bizim de bir ‘önce’miz var, anlatalım istiyoruz.

Yaşamaya, hayatta kalmaya karar vermekle, tonunu kaçtan satacağına karar vermek arasındaki farka, kaçınızın vicdanı sığdı bugüne kadar? Sormak istiyoruz.

Yaşamanın ve hayatta kalmanın bir muhtaçlık ilişkisine bağlı olmadığı bir dünyada Soma kömürlerini kazmaya gönüllü olur muyduk, düşünün istiyoruz.

Herkes emeğin kutsallığından bahsediyor. Akşama kadar havadan sudan, transferlerden, hijyenik lavanta kokusundan, Batu’nun yeni arabasının modelinden konuşan da, son model mersedes sponsorlu Diyanet’in mihrabında dua okuyan da, usanılmış gerçeklerin yalanında rakı içen de, usanılmış gerçekleri sıfırlayan da, sırılsıklam ter içinde kömür kazan da…

Kutsal olanın dokunulmazlığı, kutsaldan bahsetmeyi iyi kılarken, onun ulaşılmazlığını ve yabancılığını da perçinliyor. Herkes konuşarak daha çok inanıyor, daha çok benimsiyor ve daha çok lanet okuyor kutsala karşı gelene… Etraf emeğe saygı lafazanlığından geçilmiyor. İnsana saygı ise emeğe saygıdan hep sonra geliyor. Emek gökyüzüne, insan yer altına doğru uzaklaşıyor birbirinden. Görün istiyoruz.

Bir yıl oldu. Biz o emeğin bedeniydik, kendisiydik. Kutsal falan da değildik, insandık sadece. Ve her insan gibi, yaşarken değil, öldükten sonra kutsandık. Bir köle gibi yaşatıp, bir şövalye gibi gömdüler bizi. Köleyken sessizdiniz, öldük ayağa kalktınız. Fıtrat dediler, oturdunuz yerinize. Artık anlayın istiyoruz.

Biz öldük. Bir yıl oldu. Yaşamı savunmak size kaldı.

Yapın istiyoruz.

– Ragıp Varol –

Print Friendly, PDF & Email
2015-05-13T05:19:25+00:00 13 Mayıs 2015|