Artık Adayların Susma, Seçmenin Konuşma Zamanı | #Seçim2015

Seçime az gün kala, seçim propagandaları son düzlüğe çıkmış ve siyasal iletişimin artık işi bitmişken duruma şöyle bir göz atmak gerekebilir. Propagandalar nasıl yapıldı, seçim yarışı nasıl şekillendi?

Bir seçim döneminin yorucu ve aslında az işlevli sayılan iletişim dönemini daha bitirdik. Herkes kendi bildiğince söyleyeceklerini söyledi. Bundan sonra söylenecek çok az söz kalmıştır ki, onlar da kavgadan öteye gidemez.

Eski seçimlere nazaran kampanyalar daha gerçekçiydi.

Bu seçime kadar seçim çalışmaları, polemik siyaseti üzerinden şekilleniyor ve partilerin yaptıkları ve yapacakları seçim galeyanı içerisinde azıcık yer buluyordu. Bunu işlevsiz sloganlardan görebiliriz. Reklamın tabiatına ters şekilde, sloganların altında asıl anlatmak istenilen gerçeklerin alt metinlerde verilmediğini izledik. Eleştiriler kişisel, övmeler sığ ve başarısızdı.

Oysa bu seçim propaganda döneminin en önemli kazanımı, vaatlere geri dönüştür. Artık siyaset zeka gerektiren ve bu zekanın ince ince dokunarak söyleme akıtılması gereken bir yapıya dönüşmesi hem adaylar, hem seçmenler hem de gelecek için iyi olacaktır.

Bu bir gizli bilgidir.

Belki gizli falan değildir, ama birçok kişi bilmez. Propaganda dönemlerinden hemen önce tüm partiler, kendilerini öne çıkaracak iletişim uzmanlarına başvururlar. Uzun toplantılar sonucu, meramlarını ve anlatmak istediklerini bu ekibe anlatırlar. Buna “briefing”  denir. Bu “brief”i alan iletişim ekibi ise gece gündüz, en yaratıcı sloganla siyasetçilerin söylemek istedikleri her şeyi bir seferde anlatmaya çalışır. Birçok ülkede bu iş, dışarıdan birileriyle yapılsa da Türkiye siyaset ortamı ve ekonomik durumu buna çok izin vermez. Bu nedenle seçilen iletişim uzmanları çalışılan görüşe yakın kişilerden seçilir, fakat yine de propagandanın temelini oluşturan ana slogan anlatılmak istenilenin eksenden az da olsa sapmalar gösterir. Yani bu gördüklerimizin çoğu partilerin gerçek meramı değildir.

İşlerin temel yapısı oluştuktan sonra parti yetkililerinin onay süreci yaşanır. Burada çeşitli eleştirilerle eksen düzeltilmeye çalışılsa da ne yalan söyleyelim çok da değiştirilmesi mümkün değildir. Artık siyasetçiye kendi söylemlerini duyurması için meydanlardan başka bir yer kalmayacaktır.

Buradaki en büyük sorunsa, iletişim uzmanlarının sokaktan uzak ve Türkiye halklarının gerçek dertlerinden azıcık kenarda olmalarıdır. Bu nedenle genellikle çok kısa, hızlı ve hap gibi yutulan bilgiler vermeye çalışırlar. Kendi çalışmalarını teorik sanarken, bunu ortak toplum aklının algılamayacağına inanır ve oldukça sadeleştirdikleri sloganlarını kağıdın üzerine dökmeye başlarlar.

Dağa taşa…

Öyle her yere kendi sloganını yazmak da sadece iletişim ekibinin tercihleri arasındadır. Çünkü çok yoğun bir dönemde iyi bulunmuş bir sloganı her yere yazarak akıllara kazımak gerekir. Bu birazcık da egosal tatmindir. Buna camiada gerilla pazarlama denir.

İşte burada hatalı süreç başlar, seçim gündemi dinamiktir, söylemler sürekli değişir. Partiler arasındaki söylem savaşları kızışır ve her şey akışkan hale gelir. Artık sürecin daha iyi yönetilmesi gerekir, cevap vermek ihtiyacı doğar. İşte bu noktada slogan, yetersiz kalabilir. Alt metinlerle desteklenmelidir.

Bu seçim propaganda dönemini geçirmişken gönül rahatlığıyla söylenebilir ki, partiler ajanslardaki yaratıcı ekipleri zorladı. Ekipler, sürekli yenilikler sunmak ve gündemi kendileri yönlendirmek zorunda kaldı.

Asıl önem kazanan vaatlerdi.

Her şeye rağmen, dönemin vaatlerle açılması, politikanın gerekliliği olan iktidarın yaptıklarını övme, muhalefetinse eleştirme çizgisinde yapıcı bir esnekliğe yol açtı. İktidar yaptıklarını öven kampanyasından daha iyi ve gerçekçi vaatleri karşısında görünce, vaatleri eleştirmekten başka çare bulamadı.

Vaatlerin gerçekçiliği yarışı başka bir düzleme getirdi.

Aslında durum biraz kimden nasıl oy istendiğiyle ve onlara karşı sorumluluklarını nasıl yerine getirebileceğinle alakalıdır. Türkiye halklarının en önemli sorunlarını tespit etmek ve onlara kendi bakış açınla bir çözüm üretmektir. Seçmeni motive etmek ve seçmenin güvenini kazanmak gerekir. Bunun için de seçmenden uzaklaşmamak, fiziksel ve psikolojik temas kurmak en iyi çaredir.

Bu seneye gelene kadar, siyasetçilerimiz bu güveni sağlamak için çaba sarf etmemişti. Bu propaganda döneminde ise asıl kazananın halklara daha yakın, onunla daha iyi temasa geçen ve istediklerini öğrenen parti oldu desek yeridir. Çünkü böyle bir kazanç, gelecekteki yükselmenin teminatıdır.

Söylem dilini yapıcı ve topluma uygun yapmak.

Türkiye’de akılcı mizah iyi bir araçtır. Kavgazan görünse de Türkiye toplumu, büyük kavgalardan sıkılmış, korkmuştur ve kavga görmekten çok hoşlanmayacaktır.

Bütün bunların yanında toplumsal akıl tabiatı gereği yavaş çalışsa da gelecek için oturaklı bir sakinlik içinde doğruyu seçecektir. Çünkü dertler, kendi dertleridir ve toplumun seçimi de bu dertleri uzaklaştırmayı hedefler. Bundan gerisi teferruattır.

Hiç içinde olmayanları bile yoran propaganda dönemini geçirmiş olmaktan mutlu olmalı. Şimdi sıra seçim yapmakta… Bu seçim sandığa gitmek veya gitmemek de olabilir, parti seçmek de… Tabi bir de bu güvensiz ortamda seçim güvenliğini sağlamakta yarar var. Sandığa gitsek de gitmesek de haklı olanın kazanmasını sağlamak gerekir.

Gök Taner | İnadına Haber

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:48+00:00 3 Haziran 2015|