‘İstikrar’ın Bekçileri ve Seçim Sonrası Manipülatörleri

Seçim öncesinde iktidarın en önemli silahlarından biriydi ‘istikrar’ söylemi. Seçim süreci boyunca geliştirilen ve sürekli olarak seçmenin önüne sürülen “Tek parti istikrardır“, “HDP meclise girerse 13 yıldır sürdürdüğümüz istikrar politikası sarsılır“, “İstikrar bozulursa ekonomi sarsılır, barış biter, bu günleri mumla ararsınız” söylemleri, bir noktadan sonra siyasi tespit sınırlarının ötesine geçmiş, artık topluma yöneltilen birer tehdit argümanı haline gelmişti.

Neyin ve Kimin İstikrarı?

Siyaset ve ekonomi bilimciler için gerçekten de önemlidir siyasi istikrar. Tüm kuramlar istikrarlı bir siyasetle yönetilen sistemler üzerine geliştirilmiş, politikalar bu sistemin bir takım çıkar odaklarının iyi veya kötü yönde kolay kullanımına da hazırlar niteliğe kavuşturulmuştur. İstikrardan sapmalar ancak acil durumlarda b planı olarak geliştirilen çıkış noktaları ile yeniden rayına oturtulması gereken kısa vadeli geçici durumlar olarak kalmalıdır ki çarklar dönsün.

Bir de bu istikrar siyasetinin tembelleri vardır ki bunlar da, genelde Türkiye gibi manipülasyona açık ve gelişmekte olan, ancak üretime dayanmayan basamak ekonomilerinden beslenen kesimlerin can-ı gönülden desteklediği sistemlerin yılmaz bekçileridir. Yine aynı örnekte olduğu gibi emeğin sömürülmeye en açık olduğu, üretimden gelmeyen ve varolan kaynakların paylaşılması ve dağıtılması esasına dayalı rant düzeninin dişlileri hele bir de iktidar tarafından yönetiliyorsa, kimse bu düzeni değiştirme veya eleştirme söylemine girişmeye cüret bile edemez.
Dedik ya ‘dişliler de iktidarın elindeyse’ diye, sistemden aldığı yetki doğrultusunda, piyasaları koyduğu yasalarla yönlendiren ve ‘işini’ kolaylaştıran aynı güç, hele bir de sınırlarını bir adım daha öteye zorlayarak yargıyı da çeperine dahil etmişse değmeyin keyfine. Bu güce dağ bile dayanamaz elbette, ışığa giden sinekler misali parayı takip eden, ülke nüfusunun %1’lik kesimini oluştursa da milli gelirin %60’ını elinde döndüren sermaye de bir anda o gücün etrafında pervane oluverir.

20150608_TarafsizBolge&Selfie@CNN-Turk_01aİşin bir de medya ayağı var ki, propagandasız ‘istikrar’dan söz bile edilemez. ‘İstikrar’ın önemi, kutsiyeti öyle bir şişirilir ki, konunun anlamının ve nimetlerinin yakınından bile geçemeyecek toplumun en alt kesimleri dahi o ‘istikrar’ olmazsa hayatın sona ereceğine, yerle göğün birbirine kavuşup olayın kıyametle nihayetleneceğine inanmaya başlar. Muhalif kesimlerin bile siyaset ve hayatın gerçeklerinden ziyade, servis edilen iktidarın gerçekleri ve havuzdan çıkan ‘rafine edilmiş’ haberlerle haşır neşir kılınanları tarafından özümsenir ve kabullenilir.
Buraya kadar kavramların nitelikleri konusunda ufak fikir ayrılıklarına girilse de esasta sorun yoktur. Ancak problem burada kelimenin özünde, terminolojinin manipülasyonunda başlar.
Ne menem şeydir bu ‘istikrar’? İktidar bunun da sorgulanmasını yasaklar hemen. ‘İstikrar‘ denen şey illa kendi tanımladığı ve topluma sunduğu çerçevede algılanmalıdır. Aksi, çıkar çatışmasına yol açacağından düşünülemez bile.

“Koalisyon mu? Yok canım, kesin erken seçim…”

Seçim bitti, sonuçlar açıklandı, senaryolar yazılmaya, çizilmeye başladı. Bu noktada neyin en iyisi olacağı yönünde bir önermemiz olmayacak ancak değineceğimiz nokta daha çok ‘doğru olmayanların’ tespiti doğrultusunda.
Henüz kesin sonuçlar açıklanmadan başladı “seçim sonuçlarından erken seçim çıktı” yorumları. Hatta ertesi gün havuz medyası yine tek manşetti tabii olarak. İşin ilginç tarafı muhalif geçinen ve yukarıda kısaca tarifi yapılan kesim de atlamıştı bu yoruma. Aynı günün akşamında televizyonda sıra kapan yandaş yorumcular da işlemeye devam etti bu içi boşaltılmış argümanı. Onlara göre hiçbir koalisyon güven oyu alamaz, alsa bile istikrar sağlayamazdı. Tek çare ise en kısa zamanda bir erken seçimdi.
Bu görüşe dört elle sarılanların önemli bir kesiminin de HDP’yi mecliste asla görmek istemeyen AKP ve aşırı ulusalcılar olduğunu ise kesinlikle gözden kaçırmamak gerekiyor tabii ki.

20150707_BulentArinc_01bTam da burada, gerçek ‘toplumsal istikrar‘ın teminatı olması kuvvetle muhtemel koalisyon ihtimallerinin ise şiddetle gözardı edilmeye çalışıldığı, toplum tarafından dikkate dahi alınmamasına uğraşıldığı çarpıyor gözümüze, hem de seçimin tek ve gerçek sonucu ile birlikte. Öyle ya, aslında seçim sonuçları açık açık bağırıyor “Seçimin Tek Kaybedeni AKP’dir” diye. Ve yine aynı sonuçlar birden fazla, birbirinden farklı dinamiklere sahip olabilecek ve ülkeyi gerçek bir restorasyon sürecine sokacak çeşitli koalisyon alternatifleri sunarken.

Peki bu AKP ağzıyla yapılan savunuların ardında yatan niyet ne?
İşte bu noktada iktidar tarafından can siperhane savunulan ‘istikrar’ kavramının, aynı iktidarca sürekli hasıraltı edilen, hatta dönem dönem kışkırtma malzemesi olarak kullandığı, siyaset ve ekonomi dışındaki üçüncü ve aslında en önemli ayağı devreye giriyor: “Toplumsal İstikrar

Unutulan Toplumsal İstikrar

Tüm bahsi geçen bilimlerin, esasen sosyoloji temeline dayandığı, beslendiği ne kadar gözardı edilemeyecek bir gerçeklik ise, ‘Toplumsal İstikrar‘ olmayan bir ortamda sadece siyasi ve ekonomik istikrarın kutsiyetinin savunulmasının da, ancak kısa vadede kaynakların paylaşılarak tüketilmesine ve sermayeye rant sağlanmasına yönelik bir strateji olduğu da o kadar aşikardır. Sermaye toplumsal istikrarın sürekli olarak iktidarın elinde bir silah olarak kalmasını, gerektiğinde de siyasi ve ekonomik istikrarın savunulması amacıyla kullanılmasını ister daima. Toplumu oluşturan her bir birey, sermayenin varoluşunu kutsamalı, ona minnet duymalı ve kendi varlıklarını sürdürebilmenin tek teminatı olduğunu düşünmelidir, ya da zorla da olsa düşündürülmelidir işte.

Kilicdaroglu-Bahceli-DemirtasHalbuki sağlıklı ve gelişmiş toplumlarda öncelikli olarak sağlanan ‘toplumsal istikrar‘, sonrasında geliştirilmeye çalışılacak siyasi ve ekonomik istikrarın da temelini oluşturur. Toplumsal İstikrar, bir ülkede barışın, huzurun, özgürlüklerin ve refahın esasıdır, gelişmişliğin gerçek göstergesidir.

Ve şimdi mevcut seçim sonuçları, belki de ilk kez bu istikrar bileşenlerini doğru bir şekilde sıralama imkanı tanıyor Türkiye halklarına.
İktidar ve manipülatörleri, işlettikleri düzenin dişlileri arasında yok olmamak amacıyla kendi siyasi ve ekonomik rant kaygılarının izdüşümü olan bir ‘istikrar‘ talebini yaygınlaştırmaya ve gözler önüne serilen gerçekleri çarpıtmaya çalışırken, aslında milyonlarca yurttaş talebini çoktan açıkça dile getirdi “Önce Toplumsal İstikrar” diye…

Şimdi ise top mevcut sistemin yılmaz savunucusu AKP’yi deviren ve mecliste ülkeyi bulunduğu durumdan kurtarabilecek çoğunluğu elde eden siyasi partilerde.

Uzlaşmaz tavırlarla koalisyonları reddedip, mevcut sistemin işleyişini savunarak “Önce İktidarın İstikrarı” mı diyecek, yoksa arkalarına aldıkları milyonlarca yurttaşın yürekten talepleri doğrultusunda “Önce Toplumsal İstikrar” mı?

– VU/İnadına Haber / 09 Haziran 2015 Salı –

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:48+00:00 9 Haziran 2015|