Bir dünya dolusu umutla yola çıkmışlardı

barışSuruç.. Asker ve polis ölümleri… Kasten başlatılmak istenen savaş…

Suruç’ta katledilen 32 “insan”…

Yardımsever denmesi gereken o canlara, çok bilmiş halkımız yine terörist demeyi uygun gördü. Gezi’de bana, bize, size, sokağa çıkan herkese hükümet yetkililerince terörist dendiğini hatırlatmadan geçmek de olmaz…

Katliamın ardından “empati” yaptım, kendimi öldürülen gençlerin yerine koydum. Herhangi bir eylemde, basın açıklamasında ya da yalnızca oradan geçerken patlatılan bir bomba ile ölme ihtimalimi düşündüm. Toprağa karıştıktan sonra geride kalanların hali gözlerimin önüne geldi, içim parçalandı. Sonrasında küçücük çocukları sevindirmek, onlara umut aşılamak uğruna bugün hâlâ insanların ölmekte olduğu Kobanê’ye doğru korkusuzca yola koyuluşlarını, ardından dönmemek üzere, onca iyi insanın dünyadan ayrılışlarını düşündükçe daha da kahroldum. 77 milyonluk Türkiye’de yaşayan kaç kişi onların cesaretine, yardımsever yüreğine sahip acaba dedim kendi kendime? Kobanê’ye yardımı bırakın Suriye’deki savaştan kaçıp mendil satarak karnını doyurmaya çalışan, Türkçe bilmediği için derdini anlatamayan küçücük çocuğu birkaç kişi bir olup tekme, tokat dövecek kadar insafsız şanlı Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayanların birçoğu.

Suruç’ta yaşanan katliamdan sonra üst yöneticilerden tutun da medya organlarına, halka kadar herkes atıp tutmaya, 32 canın arkasından terörist diye yaftalamaya başladı. Çuvallarında oyuncak, kalem, kitap, defter… Çocukları sevindirmek için bir dünya dolusu umutla yola çıkan o insanların arkasından halkımız kin kustu önceki olaylarda da olduğu gibi. Hiç düşünmeden, empati yapmadan, anne babalarını düşünmeden saydılar sövdüler.

Suruç Katliamı’nı asker ve polislerin ölüm haberleri izledi. 32 kişinin ölmesine üzülmeyen, kin ve nefret saçarak izleyen halk, asker ve polislerin öldürülmesinin ardından en başta AKP’ye kızacağı yerde HDP’ye ateş püskürmeye başladı. 13.1 oy alarak 80 milletvekili çıkarmayı başaran HDP’den bahsediyoruz. Türkiye topraklarında yaşayan 6 milyon 52 bin seçmen hükümet kurması için isteyerek ya da ödünç HDP’ye oy verdi. Bu durum geri kalan seçmenin ve siyasilerin büyük çoğunluğunu çıldırtmaya yetti de arttı bile. Yeniden küfre ve hakarete, oy veren herkese terörist, bölücü demeye başladılar. HDP’nin barajı geçmesine sevinen parti ve seçmenleri de nasibini aldı bunlardan.

AKP’nin yaptığı şeyler arasında “iyi yaptılar” dediğim tek şey vardı: Çözüm Süreci. Süreç neyi kapsıyordu, devam etseydi sonu ne olacaktı bilmiyorum ama son yıllarda asker, polis, Kürt-Türk sivil kimsenin ölmemesine seviniyordum birkaç gün önceye kadar.

Bir parti düşünün ki birkaç yıl önce AKP ile masaya oturmayı kabul etmiş, adına Çözüm Süreci denen bir yola girmiş. Sonunda barış istediğini haykırarak yollara düşmüş… Bir ülke düşünün ki… Karşılıklı silahlar susmuş, ölüm haberleri gelmez, anneler babalar ağlamaz olmuş… HDP bu süreçte diğer partilerden daha fazla sözünde durdu. İntihar eden asker sayısı arttı, diskolarda askerler öldü. Devlet eğitim zayiatı dedi, sonrası ise muamma. Kimse hesap sormadı, kimse sokağa çıkmadı. Kimse haykırmadı o askerler ölürken. Çünkü askerlik kutsal görev, çünkü askerlik vatani görev ve devlet ne açıklama yaparsa inanmak zorundasınızdır öyle olmasa da. Hesap sorarsanız başınız belaya girer, sizi de yok ederler belki, failiniz meçhul olur. Devlet gizlice öldürür, tezgah kurar öldürür, göz göre öldürür ben yapmadım der, yalanlar söyler, sen inanırsın ya da inanmış gibi yaparsın. Sesini çıkarırsan başın belaya girer. Başının belaya gireceğini umursamaz da hâlâ ses çıkarmaya devam edersen bu kez hayatı zindan ederler, annenden, babandan, çocuğundan koparırlar. Böyle bir ortamda silahlar susmuşken, ortalık az da olsa durulmuşken… (Roboski, Gezi, Soma ve nicesinde yaşananlarla failini unuttum sanmayın!) Bir halk düşünün, kendini mecliste temsil etmeye hak kazanmış, ölüm, yıkım, katliamdansa barış olsun isteyen, barışın geleceğine inanan, inanmasa da içinde umut besleyerek bugünlere gelen… Ama olmadı AKP verdiği sözleri unutarak yine bir halkı aşağılamaya, hor görmeye başladı, dalga geçti.

Kendini mecliste temsil hakkı elde etmiş bir halka, haklı ya da haksız ayırmadan, iyi niyetli ya da kötü niyetli demeden sırf milliyetleri farklı diye, Türk değiller diye yeniden ağır ithamlarda bulunmaya başladı ülkenin büyük çoğunluğu. Ne ana koyuyorlar ne bacı. Sövüp sayıp oh çekiyorlar katledilen 32 canın ardından da. Barış isteyen az bu ülkede. Karşınızda mecliste kendini temsil etmeyi seçen, derdini anlatmaya çalışan bir halk mı istersiniz yoksa askere, polise kurşun sıkılmasını mı? Devletin tezgahı da bitmez savaş da. Birbirine düşmeye, kana meraklı onca insan olduktan sonra bu ülkede daha çok asker, polis, sivil vatandaş ölür.

Güzel günler ne yazık ki çok gerilerde kaldı. Savaş kapımızı çalıyor ve bir halk da onu içeri almak için yarış içine giriyor. Kin, nefret, milliyetçilik sadece kan getirir. İstediğiniz de oysa sadece susun ve sayenizde ölecek olan insanların cenaze törenlerinde ailelerinin yakarışlarını izleyin televizyonlarınızın başında.

İyi seyirler Türkiye.

Kronik Muhalif | İnadına Haber

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:28+00:00 31 Temmuz 2015|

Leave A Comment