Diyorlar ki; Şaşırmayın, Ölün!

Şaşırdık mı? Hayır. Neden? Zaten olacağı buydu. 20 Temmuz’da IŞİD’in yaptığı katliam sonrası, bir süre devletin ve hükûmetin sessizliğe bürünmesinden anlamadınız mı? Devlet, hep bizim yüreklerimizi kırıyor.

Yine Temmuz ayı, yine ciğer yangınları… Madımak geldi aklıma Suruç’taki katliam görüntülerini görünce. Ne kadar çok benziyor. O gün Alevi’lere karşı zulme çiçeklerle, türkülerle gidenler katledilmişti. Şimdi bakıyoruz, Kürt’lere karşı zulme oyuncaklarla, yeşermiş umutlarla gidenler katlediliyor ve yine Temmuz. Aynı Çorum gibi… O gün de bazı sesler demişti ki; “Hiçbir vatandaşımıza bir şey olmadı.” Bugün de bazı sesler diyor ki; “Türkiye’de yardım edilecek yer ve insan bitmiştir de geriye bir tek Kobani mi kalmıştır? Bu sorunun samimiyetle cevaplandırılması lazımdır.” Sesler hiç değişmiyor.

Her şey planlı gibi ya da IŞİD’in İstanbul’da, Ankara’da, Adıyaman’da yani Türkiye’nin içinde olduğunu kimse bilmiyormuş gibi, sınıra duvardan bahsediliyor. Hiçbir IŞİD destekçisi noktaya operasyon düzenlenmiyor. Onun yerine devrimci noktalara saldırılıyor. Yoksa her eylemi, her twiti, her yazıyı inceleyen onlara dava açan güvenlik güçleri, IŞİD destekçilerini tanımıyor mu? Yahut bazı gazeteler, “Sakallı vatandaşın” attığı twitleri incelememiş olabilir mi?

Bir duvardan bahsediliyor da duvar, kim girmesin diye kuruluyor? Vahşetten kaçan zulüm görmüşler için mi? Yoksa mezalim için mi? Her şey karışıyor. Sonra birileri çıkıp savaş istemeyenlere atıfta bulunarak, “Ülkeyi karıştırmak istiyorlar,” diyor. Ama o gözler tehdit olarak hep bizim çocukları görüyor.

Oysa onlar, Kobanê’ye destek çadırları kurarken, IŞİD kıyımına karşılardı, o çadırlar zorla söküldü. Yardım çağrılarına faşist saldırılar yapıldı. Sonra IŞİD, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî alanlarına saldırıyor. Ve karar aşaması geliyor. Komik planlar yapılıyor, savaşa zorla askere alınmış çocuklar yollanıyor. Yetiştirilmiş polisler ise baskınlara devam ediyor.

Şimdi düşünün ki bir adalet var, ama sürekli size saldırıyor, sizi kırbaçlıyor. Ama zalimi zulmünden ötürü yargılamıyor. Ne yapardınız?

Ama ben yine de şaşırmadım. Madımak’taki zalimi, zaman aşımına uğratan, kollayan, koruyan zihniyet hâlâ devrede. Türkiye’nin adalet anlayışı hep böyle… Demirtaş’ın dediği gibi, “Merak etmeyin, hepimiz öleceğiz.”

Ya da Yüksekdağ’ın dediği gibi “Aşağılık düşünemiyoruz işte,budur zaafımız…Keşke orada olsaydım! Onlarla birlikte değil,onların yerine ölseydim. Ellerinde kitapları,fidanları,oyuncaklarıyla gelen çocuklara kıyabileceklerini düşünemedim.Düşünemedik!”

Gök Taner | İnadına Haber

Print Friendly, PDF & Email
2015-07-24T10:39:41+00:00 24 Temmuz 2015|

Leave A Comment