Yunanistan’ın Krizi Sadece Yunanistan’ın Değil

Yunanistan batıyor mu? Gerçek soru bu mu? Aslında gerçek sorunun bu olmadığı açık, ama kimse görmek istemiyor. Bu ekonomik bir oyunun kağıt üzerine yazılmış hayali gerçekliği…

Eğer kapitalist ekonomilerin gerçek yüzünü görecek olursak aslında sadece Yunanistan değil, AB içerisindeki küçük ekonomilerin tamamının battığını söyleyebiliriz. Bu gerçekliği görmek için acayip bir ekonomist olmaya gerek yok.

Yüzyıllar içerisinde hep güçlünün kazanacağı modeller organik biçimde veya kesikler atılarak şekil değiştirmiş, düzeltildiği iddia edilmiştir. Şöyle bir bakarsak önce varolan hammadde, ganimet ve insan kaynağını yaygınlaştırma amacıyla yayılmaya dayalı imparatorluk ekonomileri, yavaş bir geçişle yine aynı amaçla doğan sömürge imparatorluklarına, oradan da emperyalizme dönüşmüştür. Daha sonra büyük ekonomilerin yine sistemi değiştirmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, aslında diğerlerine göre daha az gider daha çok gelir sağlamaktadır.

Çünkü kapitalizm artık tamamen kağıt üzerinde bir ekonomiyle hammaddeye ve insan kaynaklarına erişimi kolaylaştırmış, böylece daha az bedel ödeyerek (öz sermayeni harcamadan ve o bölge insanıyla savaşmadan, ama bunun yerine silah üretip bir yerlerde savaşılmasını sağlayarak) bir bölge ekonomisini yüceltip diğerini iflas ettirmeye yöneliktir. Fakat oyun sadece böyle kurulmamıştır.

Avrupa Birliği kapitalizmi, ilk kurulduğunda hem Avrupa’nın toprak hem de insan kaynaklarını daha verimli kullanmak amacıyla yola çıkmıştı. Ortak para birimine geçmenin doğal sonucu olarak birlikte yer alan birçok ülke ekonomisi gelişmiş ve halklar refaha ulaşmıştı. Bu kısa vadeli doğal sonuç, Avrupa Birliği popülaritesini arttırmış, birçok ülke teker teker müzakerelere başlamıştı. Fakat asıl amaç, Avrupa’nın büyüklerinin daha vahşi bir kapitalizm uygulayan Amerika, ikinci dünya savaşından sonra üretimi çoğaltıp yenilikçi bir disiplin ortaya koyan Uzakdoğu ve kendi öz kaynaklarındaki ucuz iş gücü ile yeni ortaya çıkan Çin ekonomisi ile başa çıkabilmekti.

Unutmayın ki, çok uzun süreler dünyayı Avrupa büyükleri yönetmiş, tarihi onlar yazmıştı. Bu dediğimi bir örnekle açıklayayım; birçok yer de çok büyük savaşlar varken Avrupa üzerindeki savaşlar hep en önemlisi olmuş, burada kurulan devletlerin tarihleri yazılmış, yenidünya medeniyetinin Avrupa’da olduğu söylenmiştir.

Peki, AB ekonomisi tüm dünyada emperyalizmini devam ettiren, beyin göçü alan, Amerika ile veya teknolojik alanda hızla yükselen, disiplinli çalışan Uzakdoğu, daha da önemlisi kendi öz sermayesini kendi halkından sağlayan Çin’le nasıl başa çıkacaktı. Sorunun cevabı basitti. Üçünü birleştirerek. Öncelikli olarak gönüllü bir emperyalizm sağladılar. Muhteşem popülaritelerini kullanarak birçok küçük ekonominin birlik içinde yer almasına izin verdiler. Türkiye gibi bazı ülkelere bayram şekerleri verdiler. Çünkü zaten serseri mayın gibi sürekli savaş olan topraklara çok yaklaşmak, ekonomiyi sarsacaktı. Fakat Türkiye veya Yunanistan ekonomisi gibi kırılgan ekonomiler, Avrupa büyükleri için biçilmiş kaftandı, kaçırmak istemediler. Bu yüzden Gümrük Birliği diye bir şey uydurdular.

Küçük ekonomilerle ortak çalışmanın iyi bir yanı vardı. Ucuz iş gücünü küçük ekonomileri kullanarak elde ettiler ve tabi verimli topraklardan elde ettikleri ham maddeyi de yine kullandılar. Ama en önemlisi çok geniş ve özellikle lüks tüketime aç bir pazar elde ettiler. Bugün, dışarı çıkıp sadece Alman, İtalyan ve Fransız markası (Bakın üretim demiyorum, çünkü çoğu Polonya, Ukrayna veya Avusturya gibi ucuz iş gücünün olduğu yerlerde üretiliyor.) otomobilleri sayarak küçük bir analiz yapabilirsiniz.

Bu pazarı da olabildiğince genişlettiler. Sadece otomobil, teknoloji pazarları değil, silah, turizm ve birçok pazarı da ele geçirdiler. Yani hammaddeyi, iş gücünü ve pazarı aynı bölgede sağlarken parayı büyük ekonomilere kattılar.

Fakat Yunanistan konusunun en önemli boyutuysa ekonomik yönetim şekillerini istedikleri gibi değiştirebilmeleriydi. Yunanistan’ın bir önceki sağ hükûmeti arkasını Avrupa Birliği’ne dayamış “Biz giderken sizi de götürürüz,” derken bir anda ekonomik yönetimin değişmesiyle ülkeyi yalnız bırakıp kuruluş amaçlarını reddetmiş oldular. Yani düşene bir tekme de onlar vurdular.

Bu Noktada Ekonomik Batışın Yükleneceği Yer

Evet, sözde sona aslında yıllar önce gelinmişti ve son belliydi. Sadece Avrupa büyüklerinin düzenlemeleri yapabilmek için zamana ihtiyacı vardı. Çünkü Yunanistan onların işine gelmiyordu. Yunanistan’daki halklar, başkalarını beslemek için fazla çalışmak istemiyor, haklarını arıyor, yanlışın nerede olduğunu görüyorlardı. Üstelik Yunanistan’a insan hakları ve demokrasi üzerinden yüklenemeyecekleri hükûmet Syriza da gelmişti. Kapitalizm o kadar ikiyüzlüdür ki, sol bir yönetimin gelmesi de AB’yi mutlu edecekti. Çünkü sosyalist, sosyal demokrat, komünist veya anarşist, her toplumdan nefret eden kapitalizmin artık günah keçisi seçilmişti.

Aynısını Türkiye’de de yaşadık. Çok basittir, o kadar kriz, kemer sıkma ve aç kalma içerisinde bir “Sosyal Demokrat” yönetim geldiğinde yaşadığımız devalüasyon ne kadar gerçekçiydi?

Syriza’nın da başına gelecekler böyle olabilir. Çünkü kapitalizm, yıllarca dışa bağımlı yaşayan ekonomileri (ki bu Türkiye için hâlâ geçerli) eğer güçsüzleşirlerse, hantallaşıp büyük ekonomilere yük olmaya başlarlarsa küçük bir sarsıntıyla yıkar. Bu da çok kolaydır, dışarıdan alınan ürünlerin fiyatının bir gecede iki katına çıkarılması yeterli sonucu sağlayacaktır, özellikle petrolün…

Syriza günlerdir diyor ki, biz kapitalizmle uğraşacağız, çünkü dünya görüşümüz bu. Fakat dünya basını bunu saçma bir blöf, rest olarak görüyor ve Avrupa’nın bunu yemeyeceğini söylüyor.

Aslında durum şu; ey kapitalizm, açgözlü sermayenizi uzaklaştırın biz insanca yaşamak istiyoruz.

Bundan Sonra…

Yunanistan bu krizi muhakkak aşacaktır. Fakat aştığında ne yapacaktır? Valla Türkiye gibi olmamaya çalışması gerekir. Keynes’in öngördüğü gibi sermayenin sıkıştığı anda devlet ortaya para koymaması, kapitaller üzerinden ekonomi oluşturup halkı göz ardı etmemesi lazımdır. İdeal olanı, giderek halkın eşit bir ekonomik düzene geçmesini, sosyal güvenliği geliştirmesi için modeller bulması gerekmektedir. Bu modellerin ise yüzyıllık modeller değil, yenilikçi ve insancıl olması gerekir.

 

Gök Taner | İnadına Haber

Print Friendly, PDF & Email
2017-04-27T03:15:44+00:00 1 Temmuz 2015|