[Video – Röportaj] – Barış Üzerine Konuşmalar

Hükümetin üç yıldır yürüttüğünü söylediği “çözüm süreci”, 2015 genel seçimlerinin ardından hızla rafa kaldırıldı. Toplumun umutla beklediği barış, yerini 30 yıldır bildiğimiz eski savaş politikalarına ve söylemine bıraktı. İnsan Hakları Derneği’nin raporuna göre, sadece 21 Temmuz-28 Ağustos tarihleri arasında, 47’si sivil olmak üzere, toplam 177 insan yaşamını yitirdi; binlerce gözaltı var.

Aylardır politikacılar, gazeteciler, akademisyenler, kamuoyu araştırmacıları seçimler-yeni hükümet-savaş denklemi üzerinde konuşuyor. Kimse, uzun zamandır ilk defa barış iradesini bu kadar net ifade edebilmiş olan topluma ne düşündüğünü sormuyor.

İş başa düştü; yurttaş haberciliği yapan bizler sokağa çıkıp, bu memleketin insanlarına, yani yine bizlere, barış hakkında ne düşündüklerini sorduk.

Ağustos, 2015, Ankara

Sokakta olmak ve “barış”ı konuşmak. Devlet dersinde öldürülen çocuklar listesi her gün güncellenirken barışı hayal etmek… Gece sıcaktan evinin damında yatan anne kızın tarandığı haberi eşliğinde… Oyuncakların ve başka bir yaşam umudunun orta yerinde bombalar patlarken, yan yana durabileceğimiz, birlikte üretip, birlikte karnımızı doyurabileceğimiz, birlikte halaya durup birlikte gülebileceğimiz bir zamanın ve uzamın umudunu taze tutmaya çalışmak. Sokaklarda, yaşlı, genç, kadın, erkek, esnaf, öğrenci, işçi, işsiz çeşit çeşit insanın dudakları arasında bu umudun kırıntılarını aramak; bize savaşı dayatanlara karşı dayanışabileceğimiz kardeş ruhların izini sürmek… Yapmaya çalıştığımız bundan fazlası değildi…

Fark ettik ki “barışın dilini kurmak” hiç de kolay değil, ama şart. Barışa dair her konuşanla aynı dilde konuşmuyorduk belki. Ama bize emanet edilen sözlerin, düşüncelerin, özüne dokunmadan topluma ulaşmasını istedik. Duyduklarımızdan kendimize yeni ödevler çıkardık; birlikte düşünelim diye siz şu an izleyici olanlarla da olduğu gibi paylaşmaya özen gösterdik.

Sevinerek gördük ki, bu topraklarda pek çok insan oynanan savaş oyununun farkında.

Siyasetin resmi tanımlı mekanizmalarında iktidarlarını pekiştiremeyenler, gücü kadim bir strateji ile, ölüm tehdidi ile ellerinde tutmaya niyetli. Ama sansüre, gerçeğin çarpıtılmasına, saklanmasına rağmen oyunları ayan beyan ortada. İnsanlar siyasi ve ekonomik iktidar hırsıyla, toplumu kutuplaştırmak, düşmanlaştırmak, askeri ve polisiye yöntemlerle doğaya ve insan yaşamına kastetmek dahil neler yapılabileceğini görüyor. Halkların ortaya koydukları siyasi iradelerini yok sayanların kim olduğunu, temsili demokrasinin bin bir tür taktiği ve seçim-koalisyon müzakereleri-yeniden seçim oyunları ile bu iradeye nasıl ipotek konduğunu kavrıyor.

Öte yandan anladık ki bu topraklarda birlikte yaşayan bizlerin, bir toplum olma, birlikte olma, dayanışma içinde olma hislerine dair referanslarımız yüzyıl öncesinden.

Memleketi emperyal güçlerden nasıl da Türk, Kürt, Çerkez, Laz birlikte savaşarak kurtardığımızı gururla ve özlemle anımsıyoruz da; sonra Cumhuriyet’in hepimiz için “ideal” toplumsal sözleşmesinin bazılarımıza neden yetmediğini anlayamıyoruz. Ötekini toplumsal sözleşmeyi tek taraflı bozmakla suçlayan, “nankör teröristler” olarak tanımlayanlarımız, yeniden başlayan çatışmaları güzel memlekete göz diken emperyalistlerin bir oyunu olmaya indirgeyenlerimiz hala çok.

Ama öylelerimiz de var ki; barışın birbirimizi dinlemek ve anlamaya çalışmaktan geçtiğine inanıyor. Ötekinin ne yaşadığını, neye isyan ettiğini, neye ihtiyacı olduğunu sorup öğrenmenin, silahları susturacak güçte bir empatiye kadar uzanabileceğini hissediyor bazılarımız.

Bu da karşımıza büyük bir ödev çıkarıyor: topluma dikte edilen ve ayrıştırmayı, korkuyla sindirmeyi hedefleyen savaş dili yerine, halkların yürekten ve yeniden temas etme, tanışma ve anlaşma ihtiyacını karşılamak için “hakikat”in peşinde olmak ve toplumsal olarak hakikatle yüzleşmemizin mekanizmalarını oluşturmak.

Söyleştiğimizde gördük ki, bu memleketin insanlarında belki de tek ortak nokta, kendileri adına konuşanlara, karar verenlere, “yönetenlere” karşı topyekûn bir güvensizlik içinde olmaları.

Anlıyoruz ki “barışı kurmak” siyasetçilere, devlete bırakılmayacak kadar hassas bir ödev. Barışın tarafıyız demek, barışa uzanan yolun şeffaf bir süreçle oluşturulmasını talep etmek, bunda ısrarcı olmak şart. Hem barış sürecini kimsenin bir kez daha siyasi rant aracı olarak kullanmasına izin vermemek adına; hem de barışı bir teknik müzakere sürecinin ötesinde “halkların barışı” olarak kurabilmek için.

Bir sürü ödevle omuzlarımız yere yaklaşmış olsa da, öğrenilmiş çaresizliklerin, dayatılan düşmanlıkların ötesinde, tüm farklılıklarımıza rağmen, barışın kurulabileceğine dair bir sürü umut toplayıp sokaktan, eve dönüyoruz. Yeniden sokakta ve yan yana olmak üzere…

  • Ankara’nın çeşitli semtlerinde ‘Barış’ üzerine gerçekleştirilen ve  toplam 5 bölümden oluşan röportaj serisine aşağıdan erişebilirsiniz:

İnadına Haber / 01 Eylül 2015 / Ankara –

 

Print Friendly, PDF & Email
2016-12-13T19:36:13+00:00 1 Eylül 2015|

Leave A Comment