Biz Öldük! Daha Ne Kadar Vuracaksın?

Ama bu ölüye kurşun dökmektir. İnanıyorsan günah, inanmıyorsan insanlığa sığmaz bir harekettir. Biz zaten ölmüştük. Sen neden bizi tekrar öldürdün?

Birileri çıkmış, “Kan oluk oluk akacak,” diyor. Biz barış diyoruz. Barış için çığlıklar atıyor, haykırıyoruz. Durun yapmayın insanız diyoruz, sen bizi kendi evimize hapsedip orada ölüme terk ediyorsun. Bununla da kalmıyor, önce öldürüyorsun, sonra cenaze töreni yapmamızı engelliyorsun. Sonra kalkıp bir de gülüyorsun, ama o bile buruk değil, sen oldukça sevinçlisin. Tarihin en kanlı savaşlarında, en zorba hükümdarlar bile böyle zulmetmemişti.

Biz zaten ölmüştük. Cayır cayır yaktığın canların ardından, biz de ölmüştük, geberip gitmiştik, mutlu olabilirdin. Yetmedi mi o mutluluğun?

Sonra türlü çeşitli defa daha öldürdün. Mesela bir keresinde, çok sevdiğimiz bir abimizi, sırf Ermeni diye öldürmüştün. Onun tek misyonu insanlıkla ilgiliydi, sadece ırkçılığa karşı ve her yönde mücadele ederdi. O zaman da biz öldük, ama galiba sana bu kadarı yetmedi.

Daha öncesi de var. Daha doğmadan öldürdün bizi; 77 yılında çatıdan öyle bir taradın ki, işçi ve emekçi kardeşlerimiz, o zaman öğrenci abilerimiz, ablalarımız sadece mermiyle değil, kalabalıkta ezilerek öldüler. Bu da mı yeterince haz vermedi sana?

E mermi sıktın. Çelme takıp sopayla vurdun. Daha 15 yaşındaydı bir kardeşimiz misal… Dişlerinin arasından çıkan küfürlerle o masumiyeti bile kirletmeye çalıştın, henüz daha ölmeden. Merak etme öldü! Onu da beyaz kefene sardılar.

Sonra iyice azıttın, neşeyle toplanmış insanlara saldırdın. Onlar sadece mutlu olmak isteyen bir kalabalıktı. Hem de oy vereceklerdi. Demez miydin ‘demokrağsi’? Biliyorlardı ne deneceğini, ama yine de görmek istediler, duymak istediler. E susturdun. Ama az geldi değil mi?

Birileri uzun yollar tepti ve asla anlayamayacağın şeyi yaptı; çocuklara oyuncak götürdü. “Ne gerek var?” demiş olabilirsin içinden. Senin kurmak istediğin dünyada çocuk neşesine yer yok. Onlara oyuncak verilmesini bekleyemezsin. Onlar bombalanmış binaların altında kalan birer cansız beden sadece, ama ne bilsin bizim dostlar senin dünyanı görmemişler, gittiler oyuncak vermeye. Onları da öldürdün. Dedik ki, tatmin olmuştur. Olmamışsın.

Şimdi geldin “Barış,” diyenlere gösterdin yüzünü. Birileri çığlık nasıl yazılır bilmediğini yazmıştı. Biz içimizdeki çığlığı salıveremiyoruz dışarı.  Böylece kaldı boğazımızda, düğüm düğüm. Bazen olur hıçkıra hıçkıra ağlarsın, geçer gider. Yok gitmiyor. Bizim çocuklar ölüyor hep.

Artık mutlu musun? Bizi kaç defa daha öldüreceksin?

Gök Taner | İnadına Haber

Not: Biliyorum Kerbela’dan Navala Kasaba’ya, Çorum’dan Maraş’a, Musa Anter’den Turan Dursun’a bitmiyor yazmakla ama ne kadar yazarsam yazayım bilemediğim olacaktı. Hep bir yerlerde eksik kalacaktı. Yazamadım.

Print Friendly, PDF & Email
2015-10-12T15:19:49+00:00 12 Ekim 2015|

Leave A Comment