Ankara Güzeldi(r), Keşke Bir de Sadece Sevenlerine Kalabilse…

Burası çoook eski bir kent; Hattilerden tutun da, Keltlere kadar, sonrasında Selçuklunun da izlerini taşıyan… ilerleyen zamanlarda ise Cumhuriyet sonrasında Alman mimarisi dokunana kadar fazla el değmemiş, bir çok kültürlerden izler taşıyan bir şehir…

Burası Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Ulus ve çevresinden ibaretti. Sonrasında ise Cumhurbaşkanlığı köşkünün ‘aslı’ yapılınca, Çankaya’ya kadar Kuzey-Güney hattında büyüdü. O zamandan sonra da aradaki üzüm bağları bahçeler apartman oluverdi. Eee, bir ülkenin başkenti olmuş artık, onca bakanlıklar, yeni kurulan üniversiteler… İşgalden yeni çıkan İstanbul’un yerini alıvermiş, kültürün, siyasetin yeni merkezi oluvermiş, o kadarlık da nüfus almış tabii ki.

Sonrasında ülke büyüdükçe, devlet kurumları da artmış, bu güzergaha Bahçelievler, Yenimahalle, Subayevleri ve aradaki diğer semtler eklenmiş. Son olarak da kente gelen işçi, çalışan nüfusunu karşılamak üzere Emek, 100.Yıl İşçi konutları ve Dikmen vs. eklenivermiş.
Ve bu aslında Ankara için bir “The End”. Kötüleme anlamda değil, kentin gerçekte olduğu olacağı bu çünkü…

Gerçek Ankara’nın Dışında Üretilen Büyük Bir Yalan

Neden mi? Bir bakın 50’lerden bu yana ilk önce Türkiye’ye ve sonrasında da Ankara’ya; Ülkede reel büyüme durmuş, kendi ürettiklerimizin önünü keser olmuşuz, tarım (en azından o yıllarda hala üretiyorduk da gerilemeye başlamıştık yavaştan…) duraklamış, kendi sanayimizi, yerli otomotiv sektörümüzü, havacılığımızı vs. bitirmişiz. Ülke 50’lerden sonra durdurulmuş, yani zaten ülke de devlet de gelmesine kararlaştırılan yerde bitirilmiş.

Şimdi 2010’lara gelelim mi? Kent’te üretim yok, sadece 8-10 ufak tefek fabrika var çevresinde (TAİ vs gibi “ABD’nin izni kadar”ları hiç demeyin). 10’a yakın teknokent var, tümünü toplasan sadece 8-10 tane teknoloji üretebilen zekada işletme var. Her yer bakanlık binası dolu ama hiçbirinde çalışan yok, demek istediğim, gerçek anlamda çalışanı yok, bol sayıda ‘çalışan’ mevcut aslında da…

Kentin nüfusu 5.5 Milyon’a yaklaşmış ama bu şehirde aslında 1-2 milyonluk üretim var, çünkü önü kesilmiş. Hadi bunu da soralım, nasıl mı?;

Ankara çorak Anadolu’nun göbeğinde. Burada otomobil yapsan gönderemezsin bir yere, Cumhuriyet’te döşendiğinden bu yana doğru düzgün demiryolun yok (aman hızlı tren demeyin, canlı yolcularla katliam yaşantılan test sürüşleri aklıma geliyor, zaten mevcut hali de sanayi taşımaya müsait değil), ürettiğin birşey varsa uçakla hiç gönderemezsin, belki de dünyada 35 km uzaklıkta ve sadece 2 tane saat başı yolcu taşıyan taşıma şirketiyle işletilen tek havaalanı Esenboğa (“canım metro yapıyor ABB oraya” da demeyin, metro Çubuk’ta yapılan yetkin akademisyensiz tek Ankara Üniversitesi Yıldırım Beyazıt kampüsüne yapılıyor o, metro ise sadece yakınından bir uğrayıp havaalanı yolcularını yine otobüsle gönderecek), e devlet dairelerin zaten devletin işlerini bile yapamayacak kadrolarla doldurulmuş, bırak şu Expo, Ticaret Fuarı vs. gibi etkinliklerin hareketlilik potansiyelini de… E ne kaldı?

Ankara “Tarım”dı Yahu…

1950-60-70, hatta 80 deseydik “tarım” derdik Ankara için. Ankara bir tarım cennetiydi aslında, yeni nesillerin bilmesine hiç imkan yok tabii. Eskişehir ve Konya yolu tahıl üretimiyle dolup taşardı, kenar ilçeler ise meyve sebze cennetiydi, Ayaş’ın domatesini, Kalecik başta olmak üzere üzüm bağlarını, eski deyişlere bile konu olan Ankara armutunu vs. bilmeyen yoktur büyük ihtimalle, varsa da onlara hitap etmez zaten bu yazı…

Dedik ya, “Ulus Çankaya hattı ve sonrasında eklenen kentin çalışan nüfus ihtiyacı dolayısıyla eklenen 4-5 semttir Ankara” diye.
İşte gerisi bu kentin tarlasıydı bahçesiydi; Çayyolu, Ümitköy, Bağlıca, Gölbaşı vs.
Sayfiye yeriydi meyveliğiydi Kayaş, Mamak, Kırkkonaklar, Keçiören.
Geri kalanlar ise tarım ve hayvancılıkla kendi kendine yetebilen bir kenti oluşturan köyler ilçelerdi Hasköy, Akyurt, İmrahor, Elmadağ, hatta Bala, Haymana, Ayaş, Güdül daha da dışarıya doğru giderdi hatta…

Şimdi ne var bu “Ulus-Çankaya” güzergahının dışındaki tarım alanlarında? “BETON-ASFALT-TRAFİK-GÜRÜLTÜ-KALABALIK-KiRLİLİK” ha bir de hepsinin karışımı meşhur AVM’ler

Hepsi 3-5 senede olmadı elbette ama, dedim ya, 50’lerde başlayan zihinsel ve ahlaki kirlilik başlattı bu bozulmayı da Ankara’da, 80’ler bir darbe, 90’lar bir darbe daha vurdu. Amma velakin en öldürücü darbe 2005 sonrasında geldi ki Ankara’ya belki de son vuruşun başlangıcıydı artık. Şu an dedik ya Ankara 5.5 Milyon’a yaklaşıyor; ancak, Şehir Plancıları Odası ve Mimarlar Odası’nın bilimsel çalışmalarında kentin 2025 sonrasında dahi en doyum noktası olabilecek 13 Milyon gibi bir nüfus öngörülmesine rağmen, Ankara’nın bu betondan mezarlık halinin mimarı eski belediye başkanı İ.Melih Gökçek’in rantsal çalışmaları doğrultusunda bu rakam “25 Milyon” gibi ütopik bir değerde belirlendi ve haliyle kentin tüm tarım, doğal, sosyal alanları, başta AOÇ’nin KaçakSaray uğruna dümdüz edilmesi olmak üzere tüm betonsever rantçıların talanına açıldı ve sonuç?

Upuzun ama dapdaracık caddeler boyunca, birçoğu bomboş işmerkezleri, tarlalara dikilen 30-40 katlı beton ‘Site Mezarlıkları’, sıfır altyapı, sıfır tarım, sıfır insanlık ve ‘sıfır huzur’…

Bu Ne Cüret “Ankaralıyım” Diyebilmek?

Bankalar seferber oldu rantçı iş adamlarının inşaat şirketleriyle birlikte mortgage, konut kredisi, promosyonlar, şehir dışında doğal yaşam yalanları vs.’ler ile birlikte, giden insanlar da oldu şehrin doğal dokusunu terkederek, o yalandan çitlerle çevrili sahte beton mezarlara. Topraksız yollara dikilen ithal ağaçları orman, altı inşaat kireci dolu arsalara ekilen çimleri de doğa zannederek, üstelik o sonsuz verimli tarlaları yoketme pahasına…

Şimdi oralarda oturan nüfus hiç de çıkıp “Ankara” lafını ağzına bile almasın artık.
Oralar çünkü hep tarlaydı, bağ bahçeydi, kesinlikle Ankara’nın, belki de hatta ülkenin geleceğiydi.
Şimdi ne yapıyorsunuz? Ülkenin toprağına, mahsulüne, tarımına tecavüz eden projelerin birer parçasısınız. Yani aslında o tecavüze, cinayete ortak oluyorsunuz.

Ankara’nın öz insanının özü sözü namusu birdir aslında o taraklarda hiç bezi yoktur aslında ama bu yeni kültür artık bir “Ankara Katili” güruhu yarattı. Evet oldukça sert ama sonuna kadar da gerçek. Ankara’nın Kızılay’ını, Ulus’unu, Kavaklıdere’sini, Kızılırmak’ını, Akay’ını, Bentderesi’ni, Mamak’ını, Cebeci’sini, Seyran’ını bilmeden veya unutarak, şehrin candamarlarına hançer gibi sokulan o cehennem bloklarında ‘yaşamayı’ tercih edenler nasıl “Ankara” kelimesini ağzına alabilir ki? Sen oraların namusunun saldırganısın bir kere, bırak Ankara’lı olmayı…

Dürüst Olun Artık

Tüm bunlar Ankara’nın bu bölgelerinde yaşayanlarına biraz ağır gelmiş olabilir tabii. Sözümüz meclisten dışarı kimseye bu tecavüz projelerinin mucidi demiyoruz ancak bu kentin kapasitesi, gelecekteki istihdam olanağı, herşeyden önemlisi gerçek üretim potansiyeli tüm bilimsel çıplaklığıyla ortalık yerde dururken nasıl masumca bakalım bu talanın bir şekilde ortağı olanlara?

Bu güzelim kent (İstanbulluları tenzih ederim ama Ankara’nın da İstanbul’dan dönüşü güzeldi bir zamanlar; Tarlalarla çevrili Eskişehir yolu, İstanbul yolu vs., beton ve demir yığınlarıyla dolu bir “Uzay Yolu“na dönüştürülene kadar…) böylesine yaşanılmaz bir hale getirilirken o sitelere gömülünce hayatınız daha mı rahata erdi? En son ne zaman bulunduğunuz beton yığınının dışında “Gerçek Ankara“yı görebildiniz? Ne zaman bir dostunuza, akrabanıza veya bir markete, ekmek almaya, bir döner yemeye, bir kıraathaneye çay içmeye, bir Kuğu görmeye yürüyerek gidebildiniz? Çevresinde beton örülü duvarlar veya 4 teker üzerinde bilmemkaç Co2 salınımlı zehir kusan canavarlar olmadan ne yapabiliyorsunuz? Çok daha önemlisi, sizi geçtim; kiminiz 30, kiminiz, 40 veya 50 vs.’siniz, varsa çocuklarınız, yoksa sizden sonra bu ülkeyi bırakacaklarınızın yaşam haklarını gaspetme özgürlüğünü nereden buluyorsunuz?

Evet bir Ankara vardı eskiden; Şimdiyse, içinde kalan 3-5 metrekare dışında artık yok öyle birşey, sadece bir cehennem. Sadece iktidar değil sorumlusu da, onların açtığı yollarda gururla ilerleyenler de baş suç ortakları.

Ancak en azından bundan sonra birazcık dürüst olun artık, olur mu?:

Ağa babalar; Kentimizde kalmış o son binalarınızı da o çok sevdiğiniz ve talan ettiğiniz rant alanlarına taşıyın, korkunuzun simgesi uçan demirleriniz, sadece size özel korumalarınızı taşıyan zırhlılarınız ve sadece kendi halkına doğrultulmuş demir borularınız ile birlikte…

O arkası boş promosyonlara kanarak veya aslında belki de Ankara’ya ezelden beri beslediği nefretinden, talan edilen tarlalardaki betonlara kaçmış, işi düştüğünde ise 4 tekerli canavarlarıyla girip kalan azıcık havasını CO2’leri ve telaşlarıyla boğan ‘eski dostlar‘ da;
Ne olur “Ankaralıyım” demeyin artık da, o gururu ve kalan 3 gram yaşama sevincimizi, Ankara’yı kalan 3-5 metrekaresinde yaşamaya gayret eden biz 3-5 Ankaralıya bırakın lütfen…

– W/İnadına Haber / 10 Nisan 2018 Salı –

 

Print Friendly, PDF & Email
2018-04-10T21:08:23+00:00 10 Nisan 2018|

Leave A Comment