Ne Olur Artık Dalga Geçmeyin, “Bu Ülkede Demokrasi Var” Demeyin; Cumhuriyet’e 7 Yıl Hapis…

Cumhuriyet Gazetesi’nin, habercilik ilkeleri ve iktidarın karıştığı “Teröre Destek” faaliyetlerine yer verdiği haberleri dolayısıyla yargılandığı davada iktidarın mahkemesinden gazete çalışanlarına ceza yağdı. Bir çok gazete çalışanına ortalama 7 yıl olacak şekilde verilen hapis cezalarında devletin terörü finansmanı ve sağladığı lojistik desteğin haberleştirilmesi “Devlet sırlarının ifşa edilmesi”, bu haberlerin yayınlanması ise “teröre destek” olarak nitelendirildi.

Yukarısı “Kimseye Hak Geçmesin” Dedi, Herkese Ortalama 7 Yıl Ceza Geldi

18’i gazete çalışanı 20 sanıklı Cumhuriyet Davası’nda mahkeme, “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla yargılanan Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay hakkında “örgüte yardım” suçlamasından 7 yıl, 3 ay, 15 gün, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Başkanı Orhan Erinç hakkında 6 yıl 3 ay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabir Ahmet Şık hakkında 7 yıl 6 ay, eski Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel hakkında 2 yıl 6 ay, yazar Aydın Engin hakkında 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya hakkında 6 yıl 3 ay, Önder Çelik, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör hakkında 3 yıl 9’ar ay hapis cezası verdi.

Davanın İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 8. duruşmasının 2. oturumunda mahkeme, mahkum edilen tutuksuz sanıklara adlî kontrol uygulanmasına karar verdi. Kadri Gürsel dışında verilen tüm hapis cezalarının oy birliği ile alındığı ifade edilirken, eski Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Washington Temsilcisi İlhan Tanır’ın dosyalarının ayrılmasına karar verildi. Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay hakkında ise beraat kararı verdi.

Ölümü Gördük, Sıtmaya Razı Olmayacağız

Heyet, 541 gündür tutuklu bulunan Akın Atalay’ın da tahliyesine karar verirken, mahkum edilen tüm yazar ve yöneticilerin yurtdışına çıkışlarının da yasaklanmasına karar verildi. Mahkeme heyeti, Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinden Cumhuriyet Vakfı yönetim kurulu üyelerinin güveni kötüye kullanma suçundan beraatına karar verdi. Heyet, Kitap eki yönetmeni Turhan Günay, muhasebe müdürü Günseli Özaltay ve eski çalışan Bülent Yener’in de güveni kötüye kullanma örgüte yardım suçlarından beraatına hükmetti.

Kadri Gürsel yönünden muhalif kalan üye hâkim Halit İçdemir, “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince karara katılmadığını söyledi.

541 gün sonra özgürlüğüne kavuşan Akın Atalay, “Çok uzun şeyler söylemeyeceğim. Söyleyeceklerim öfkeli şeyler değil. Şunu bilsinler bu sözümüzün arkasındayız. Korkunun olduğu yerde adalet yok. Türkiye’de adalet yok. Bizim işimiz kişilerle değil sistemle. Önemli olan Türkiye’de adaletli yargılama olmadığını herkesin görmesin. Artık korkutamıyorlar. Cumhuriyet gazetesini korkutamazlar. Gerçeklerini okurlarını aktarmaya devam edecek. Tehdit ettiler, ambargo uyguladılar, bizi rehin tuttular. Bundan sonra nasıl habercilik yapıldığını gösterecek arkadaşlarımız. Kinci olmayacağız. Çok sevinçliyim ama içeride yüzlerce gazeteci, akademisyen var içeride. Onları çıkarmak herkesin boynunun borcudur. Her gecenin sabahı olduğu gibi sabaha çok yaklaştık” dedi.

Ahmet Şık ise, Twitter’da paylaştığı mesajda, “Enseyi karatmayın. Haklı olanı susturma savaşını tarihte hiçbir diktatörlük kazanamadı. Biz kazanacağız.” ifadelerine yer verdi.

“O” İstedi, Adalet Boyun Eğdi

Avukat Duygun Yarsuvat, iddianameye dayanak oluşturan bilirkişi raporlarını hazırlayan bilirkişilerin yetkin kişiler olmadığının altını çizerken, gazete manşetlerini inceleyip rapor yazan Ünal Aldemir’in Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ne bağlı 350 öğrencisi bulunan Ardeşen Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olduğunu ve bilgisayar mühendisi olmasına rağmen kendini “iletişim uzmanı” olarak tanımladığını aktardı ve “Bu şahsın hiçbir akademik titri, çalışması, eseri yoktur. Ama bir vasfı vardır ki, Bilal Erdoğan’ın vakfında üyedir. Atmış olduğu tweetlerle siyasal iktidarı desteklediğini göstermiştir. Gazete manşetlerine ile örgüte yardım edildiğini söyleyen bu kişi, sadece manşetleri okuyup bir sonuca varmıştır.” açıklamasında bulundu.

Diğer bilirkişilerden Ahmet Keçeci’nin ise Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduğunu aktaran Yarsuvat, Keçeci’nin raporunun adeta bir polis fezlekesi olduğunu belirtti. Yarsuvat, “Ahmet Keçeci raporunda o kadar ileri gitmiştir ki, benim de kurucusu olduğum Ceza Hukuku Derneği’nin araştırılması lazım demiştir. Sebebi ise Akın Atalay’ın derneğe üye olması. Bu kadar algısız bir şekilde rapor hazırlıyor. ‘Yayın faaliyeti dolayısıyla yardım’ deniyor ama o yayınlarda ne var diye araştırma yapılmamış. Bu davada, suç ve cezada kanunilik prensibi ortadan kaldırılmak istenmiş ve ceza hukukuna keyfilik getirilmiştir. Buna göre yoldan geçenlere gül ya da karanfil atmak da suç olabilir. Muktediri tatmin etmek için cezalandırma kanununun hükümlerini değiştirirsek dürüst yargılamadan uzaklaşır keyfiliğe gelmiş oluruz. Ortada suç olmadığı için burada bilirkişiye gerek yoktur. Yayın faaliyetlerinde kanuna aykırı husus varsa Basın Kanunu hükümleri açıktır. Basın Kanunu’na göre karar verilmesi gerekir. Davanın açılması keyfidir, muktediri tatmin etmek için açılmıştır. İddianameyi hazırlayan savcı Murat İnam hakkındaki dava, 17/24 Aralık davalarının birinde telefon dinleme talebinde bulunduğu için açılmıştır. O da kendini kurtarabilmek için böyle bir iddianame hazırlamıştır.” vurgusunu yaptı.

“Çöpe Değil Arşive Konuşuyoruz”

Avukat Tora Pekin, gazete çalışanlarının üç ayrı terör örgütüne yardımla suçlanacağının ve bütün gazetenin tutuklanıp götüreceğinin hiç akıllarına gelmediğini ifade ederken, “24 Temmuz’dan bugüne iddianameden, bu suçlamalardan geriye hiçbir şey kalmadı. On bin sayfa çöp demiştik, az demişiz. O kadar çok anlattık, o kadar ayrıntılı anlattık ki… Üstelik beraat gibi bir düşünce aklımızın kıyısında olmadığı halde hala da anlatıyoruz. Sanırım gerçeğe duyulan inançla ilgili bir şey bu, başka türlü açıklayamıyorum. Arşiv yalan söylemez ve biz aslında artık sadece arşive konuşuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Tüm Özgürlüklerin Kaldırıldığı Bir Ortamda Seçime Doğru

Mahkemenin sonunda tüm hukukçular mahkemeden beklendiği üzere, hukuktan tamamen uzak ve tam anlamıyla Beştepe’den gelen hükümler doğrultusunda karar verildiğini belirtirken, mahkeme kararının özellikle batı basınındaki yansımaları ise Türkiye’deki baskı rejimi hakkında hakim olan “hukuk ilkelerinden uzaklaşmış, insan hak ve özgürlüklerine değer vermeyen bir diktatörlük yönetimi” görüşünün iyice perçinlendiği yönünde oldu.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Avrupa Birliği ve ABD yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, basın özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, demokratik ve hukuk devleti ilkelerinin askıya alındığı bir durumda erken seçimin kabul edilemez olduğu açıklamasında bulunulmuştu. Özellikle 2.5 Milyon’a yakın sahte oy ile “Evet” çıkartılan Referandum sonuçları hemen hiçbir batı ülkesinde kabul görmemiş ve resmi olarak tanınmamış durumda iken, 24 Haziran’da gerçekleştirilecek seçimlere de batı demokrasilerinin bu çerçevede temkinli ve şüpheci yaklaşacakları tahmin ediliyor.

– İnadına Haber / 26 Nisan 2018 Perşembe –

Print Friendly, PDF & Email
2018-04-26T10:03:05+00:00 26 Nisan 2018|

Leave A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.